Puerto Natales ve Torres del Paine trekkingi

Torres del Paine parkinda trekking yapmak icin ilk once Puerto Natales‘e gitmek gerekiyor Puerto Natales’e gitmek için Puerto Varas’tan otobüsle Puerto Montt’a gittik. Buradan bir uçağa bindik ve yaklaşık 2,5 saatlik bir uçuş sonrası Punto Arenas’a vardık. Punto Arenas Şili’nin en güneylerinde ve Antarktika’ya oldukça yakın. Punto Arenas’da sadece havaalanında bekledik ve buradan otobüsle Puerto Natales’e geçtik. Puerto Natales, Puerto Varas ve Pucon’a göre oldukça fakir, sadece Torres del Paine’ye gelen turistlerin bir durak olarak kullandığı bir şehir. Biz de burada sadece bir gece kaldık. Biraz şehirde dolaştık, daha sonra çantalarımızı hazırladık ve erkenden yattık.

Puerto NatalesPuerto NatalesPuerto NatalesPuerto Natales

Ertesi gün sabah 8’de otobüsle Torres del Paine’ye doğru yola çıktık.

Torres del Paine

Guanacolar. Bir tür deve. Lamanın evcilleşmemiş türü.

Burada bizi 3 gece 4 günlük bir yürüyüş bekliyordu. Saat 10:30 sularında trekkinge başladık.
Bir buçuk saatlik bir tırmanış sonrası ilk kamp yerimize vardık.

Torres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del Paine

Geceyi burada geçirecektik ama bugünlük trekkingimiz henüz bitmemişti. Burada çantalarımızı bıraktık, öğle yemeği yedik, sıcak çikolata ile enerji depoladık ve ilk asil hedefimiz olan Mirador del Torres’e doğru tırmanışa geçtik. Bu manzara noktasına ulaşmak için kayaların arasında tırmanmak gerekiyor. Yaklaşık 3 saat 15 dakikalık bir tırmanış sonrasında tepeye vardık.

Torres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del Paine

Özellikle son bir saati oldukça yorucuydu. Çok dik kayalara tırmanmamız ve saatte 45km ile esen rüzgâra karşı savaşmamız gerekiyordu. Tepede dolu yağıyordu ve rüzgâr insanın süratini acıtıyordu. Aslında bu panorama bölgesine giden yolu hava koşulları ve dolu sebebiyle o günlük kapatmışlardı ama biz yasakları dinlemedik. Buraya gelmemizin bir sebebi olan Torres’i (Kuleler demek) görmeden buradan dönemezdik. Bu yüzden tırmanmaya devam ettik ve sonunda bir gölün önünde yükselen bu dağa vardık. Manzara gerçekten şahaneydi ama hava aşırı soğuk ve rüzgârlıydı. Bu yüzden burada fazla kalamadık ve inişe geçtik. Kamp yerine vardığımızda duşumuzu aldık ve akşam yemeğini beklerken biraz dinlendik. Bu kamp yerlerinde 6- 8 kişilik odalarda kalınıyor. İsteyen çadır da kurabilir ama çadır için fazla soğuktu. Odamızda bir de İsviçreli 64 yaşında Gerard isimli biri vardı. Jotabe onunla bayağı samimiyeti ilerletti. İkinci gün ikinci kamp yeri olan Los Cuernos’a gidecektik. Bu yürüyüş sadece 4 saat olduğu için yola 10 gibi çıktık. Boynuzu andıran bu dağin eteklerindeki kamp yerine vardığımızda öğleyi biraz geçmişti. Yemeğimizi göl manzarasında yemiştik. Burada da duşumuzu aldıktan sonra kola keyfi yaptık. Biraz jenga oynadık. Gerard ve bir Fransız ile sohbet ettik. Akşam yemeğinden sonra erkenden yattık çünkü ertesi gün oldukça uzun bir gün bizi bekliyordu.

Torres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del Paine

Üçüncü gün sabah 7 gibi yolca çıktık. Normalde planlarımız arasında bulunan Fransız vadisine gitmekten vazgeçmiştik. Hedefimiz son kamp yerine varmak, burada çantalarımızı bıraktıktan sonra devasa buzulları görmeye gitmekti. Yaklaşık 3,5 saatlik bir yürüyüş sonunda kamp yerine vardık. Öğle yemeğimizi yedik, çantalarımızı bıraktık biraz dinlendik. Bir saat sonra yürüyüşün ikinci yarısına başladık. Buzullara giden yol oldukça rüzgârlıydı ve insanın dengesini bozuyordu. Sizi geriye doğru iten bir güce karşı yürümek oldukça yorucu.

Torres del PaineTorres del PaineTorres del Paine

1,5 saat sonunda buzullara vardık. Bu devasa buzullar gerçekten etkileyici. İnsan büyüleniyor. Yaklaşık 20 dakika sadece onları seyrederek geçirdik ama daha sonra rüzgâra ve soğuğa daha fazla dayanamadık ve dönüş yoluna geçtik.

Torres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del Paine

Kamp yerine vardığımızda oldukça yorulmuştuk. Sıcak bir duş alıp kendimize geldik ve akşam yemeğini beklerken biraz uyuduk. Akşam yemeğinden sonra Gerard ile beraber Pisco sour içerek yürüyüşü tamamlamış olmamızı kutladık. Manzaramız harikaydı. Muazzam bir günbatımı dağları alev alev boyamıştı.

Torres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del Paine

Dördüncü gün öğlen katamaran ile otobüslerin kalktığı yere gittik. Gölün üzerindeki bu yarım saatlik yolculuk harika manzaralarla süslüydü.

Torres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del PaineTorres del Paine

Akşam üzeri yeniden Puerto Natales’e varmıştık. Biraz çamaşır yıkadık, duş aldık ve güzel bir akşam yemeği yedik. Yarın 6.ülkemizde seyahatimiz başlıyor.

Puerto Varas gezi notları

Puerto Varas Pucon’a sadece 3 saat mesafede, Pucon tarzında ama daha büyük bir şehir. Yine bir gölün kenarında, yine bir volkanın eteğinde, yine alman tarzı ahşap müstakil evlerin bulunduğu ama daha turistik bir şehir. İlk günümüzde şehri gezdik, gölün kenarında uzun bir yürüyüş yaptık, diğer günler için marketten alışveriş yaptık. Akşam otelimizde yemeğimizi yedik.

Puerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto Varas

Ertesi gün otobüsle yaklaşık 1,5 saat mesafedeki Saltos de Petrohue’ye gittik. Burada volkanik kayaların arasından akan şelaleler bulunuyor. Gerçekten çok güzel bir görüntüsü var.

Puerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto Varas

Şelaleleri gezdikten sonra Todos los Santos gölüne doğru yürümeye başladık. Nehir kenarında ormanın içinde ilerleyen bu yolda gölün etrafında bulunan 3 farklı volkanın panoramik görüntüsüne karsı öğle yemeğimizi yedik.

Puerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto Varas

Yol maalesef bir süre sonra anayola bağlandı. Anayol toprak bir yoldu ve gecen her araba bizi toz içinde bırakıyordu. Bu şekilde yürümek çok zor olduğu için otostop yapmaya karar verdik. Şilili genç bir çift bizi arabasına aldı ve göle kadar bıraktı.

Puerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto Varas

Gölün etrafında volkanlara doğru trekking yapmak mümkün lakin hava çok sıcaktı ve bizim içimizden pek de yürümek gelmedi. Bu yüzden son otobüse kadar manzaranın tadını çıkarmaya karar verdik. Bir banka oturduk ve vaktimizi burada geçirdik.

Sonra otobüsle şehre geri döndük. Son günümüzde yine bir alman kolonisinin yaşadığı Frutillar köyüne gittik. Otobüsle yaklaşık 1 saat mesafedeki bu köy Şili’nin Patagonya bölgesinde nüfusu arttırmak için uyguladığı politika sonucu Almanlarla dolmuş. Burada nüfusu arttırmak için Şili vakti zamanında Almanlara ve başka ülkelere buraya gelip yerleşmeleri için davetiye yollamış. Bu yüzden bu kasaba hala Alman dolu. Kısa bir yürüyüş sonunda bu kasabanın tamamını gördük.

Puerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto VarasPuerto Varas

Yarın sabah Puerto Natales’e gitmek üzere yola çıkacağız.

Puerto Varas

Üç gece dört günlük trekking için yaptığımız kahvaltı ve öğle yemeği alışverişi.

Macera dolu şehir Pucon

Pucon Arjantin sınırına yakın, Santiago’dan yaklaşık 11 saat mesafede küçük yemyeşil macera dolu bir şehir. Burada birçok adrenalin yüklü sporu yapmak mümkün. Bunlardan en önemlisi ise volkanik dağ tırmanışı. Buraya vardığımızda kendimizi İsviçre’de gibi hissettik. Göl kenarında, bir volkanın gölgesinde ağaçlarla kaplı, ahşap en fazla iki katli müstakil evleriyle bu şehir çok sakin ve güzeldi.

PuconPuconPucon

Burada ilk etapta planımız iki gece kalmaktı. Ama volkana tırmanmak ertesi gün hava şartları sebebiyle mümkün olmadığı için bir gece ekstradan kalmaya karar verdik. Kaldığımız El Nogal hostelinin sahibi gerçekten çok konuksever ve yardımcıydı. Hatta bizi sürpriz bir şekilde otobüs durağından arabasıyla aldı ve vardığımız gün ekstradan kahvaltı bile verdi. Burada vaktimizi şehrin sokaklarında sakin sakin dolaşarak ve göl kenarında güneşin tadını çıkararak geçirdik.

Pucon

PuconPuconPuconPucon

Maalesef hava şartları iyileşmek yerine kötüleştiği için volkan tırmanışımız hayal oldu. Ama yine de biz burada geçirdiğimiz vaktin keyfini çıkardık. Otelde bir Şilili ile tanıştık. Santiago’lu olan bu genç Pucon’a yerleşip burada bir lokanta açmak istiyordu. Kendisi aşçıydı. Pucon’da birçok güzel lokanta bulmak mümkün. Lakin bu kasaba sadece yazları canlıymış. Kışın hiç kimse kalmıyormuş. Son gecemizde otelin sahibi Pisco sour hazırladı. Otelde bulunan Brezilyalı bir çift, Şilili başka bir çift ve bir Fransız çift ile hep beraber biraz içip yedik sonra odamıza çekildik. Ertesi gün Puerto Varas’a gidiyoruz.

PuconPucon

Pucon

Volkan patlamasında alarm veriliyor.

Valparaiso ve Viña del Mar

Valparaiso Santiago’nun yaklaşık 1,5 saat kuzeyinde bulunan bir liman şehri. Buraya gitmek için bir otobüse bindik. Kısa ve rahat bir yolculuk sonunda şehre vardık. Yol boyunca Şili’nin meşhur üzüm bağlarının arasından geçtik. Viña del Mar ise Valparaiso’dan kısa bir otobüs yolculuğu mesafesinde.

Terminalden bir taksiye bindik ve kalacağımız evin yolunu tuttuk. Taksi bizi bir merdivenin önünde bıraktı. Açıkçası ilk izlenimim sok olmak oldu. Santiago gibi modern ve temiz bir şehirden sonra yine modern ve temiz bir sahil şehri bekliyordum. Lakin birden kendimi sanki bir gecekondu mahallesinin ortasında buldum. Çıkmamız gereken merdivenler kırık cam şişeleri ile doluydu. Ve evde kimse yoktu. Kapıyı çaldık çaldık açan olmadı. Ev sahibine varacağımızı söylediğimiz saatten yaklaşık bir saat önce varmıştık.  Anlaşılan ev sahibinin anlaştığımız saatte gelip kapıyı açmasını beklememiz gerekiyordu.  Yaklaşık yirmi dakika sonra biri geldi ve bahçenin kapısını açtı. Ayni avluda bulunan diğer bir evde yasayan bu genç bize istersek bahçede bekleyebileceğimizi söyledi. Biz de böylece bahçede beklemeye başladık. Daha sonra evin temizliğinden sorumlu kadın geldi ve bize odamızı gösterdi. Odamız oldukça minik bir odaydı. Pek temiz olmasa da bulabildiğimiz en ucuz oda bu olduğu için birkaç gün dayanmaya karar verdik.

Burası aslında bu şehre okumaya gelen öğrencilerin uzun süreli kiraladığı odaların bulunduğu iki katli bir evdi. Her ne kadar oda minicik olsa da, banyoya sığmakta zorlansak da ve biraz pis olsa da buranın oldukça büyük bir artısı vardı. Burada istediğimiz gibi kullanabileceğimiz bir çamaşır makinesi vardı. Yaklaşık dört aydan sonra istediğimiz gibi çamaşır yıkayabilecektik üstelik bedava. Tek yapmamız gereken deterjan almaktı. Başlasın çamaşır günleri. Bahçede de çamaşır askıları ve ipleri olduğu için kurutmakta sorun değildi. Tam bir lüks :))) Odaya yerleştikten sonra biraz şehri gezmek için dışarı çıktık. Ve ilk izlenimimiz pek de değişmedi.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Şehir sanki geceden kalma gibiydi. Sanki bir gün evvel dev bir parti vermişler, herkes sarhoş olmuş, yollara kusup sızmış, oraya buraya işemiş gibiydi. Her taraf çöp doluydu ve kokuyordu. Ve her yerde sarhoşlar vardı. Günlerden pazardı ve dükkânlar kapalıydı. Bunun sadece pazar günlerine özel bir durum olduğunu ummaya ve bu günü güzel bir şarapla sonlandırmaya karar verdik. Açık bulduğumuz bir restoranda şaraplarımızı içtik ve akşam yemeğini yedik. Pablo Neruda ile sohbet etmeyi de ihmal etmedik. 🙂

Valparaiso

Ertesi gün sabah 10’da başlayan bedava şehir yürüyüşüne katılmaya karar verdik. Bu şekilde herkesin çok beğendiği bu şehrin nesi özel daha iyi anlarız diye düşünmüştük, Çok da iyi yapmışız. Valparasio Panama kanalı açılana kadar Güney Amerika’nın en önemli liman şehriymiş. Eskiden bütün gemiler burada dururmuş bu yüzden bu şehir oldukça zenginmiş. Birçok zengin kişi burada malikâneler yaptırmış. Lüks oteller açmış. Lakin Panama kanalı açılınca şehir önemini kaybetmiş ve fakirleşmiş. Ayrıca Şili tam bir deprem ve tusunami bölgesi. Bu şehirde depremlerden payını almış. Bir kısmı deniz seviyesinde düz alanda bulunan bu şehir tepelerle çevrili. İstanbul yedi tepeli şehir ise burası 17 tepeli şehir olsa gerek. İnsanlar tsunamiden korunmak için genelde bu tepelerde yerleşim kurmuş.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Ama her gün tepelere çıkıp inmek kolay olmadığı için çoğu İngilizler tarafından inşa edilmiş asansörler var.

ValparaisoValparaiso

Bunlar asansör olarak adlandırılsa da aslında daha çok tele kabin gibiler. Bu asansörler sayesinde tepelere inip çıkmak kolaylaşmış. Şehrin en önemli yerlerini ve manzarasını görmek için bunlara binmek değişik bir tecrübe olabiliyor.

ValparaisoValparaisoValparaiso

Ayrıca burada eskiden evler kerpiçten yapılıyormuş. Ama kerpiç denizin getirdiği nemle birleşince çok da iyi bir yapı biçimi ortaya çıkarmıyor. İnsanlar da buna çözüm olarak limanlara gemilerin getirdiği prefabrik ve metal konteynerlerle evlerinin dış cephesini kaplamaya başlamış. Daha sonra bu metallerin çirkin görüntüsünü örtmek için yine limanlarda gemilerin kullanımında kullanılan ve artan boyaları bedavaya alıp evlerinin dış cephelerini boyamışlar. Lakin bu bedavaya alınan artık boyalar bütün duvarları ayni renge boyamaya yetmediği için duvarlar mecburen başka başka renklere boyanmış böylece rengârenk bir görüntü ortaya çıkmış.

Valparaiso

Daha sonra yeni bir “sorun” belirmiş. Şehrin gençleri bu büyük bos duvarlara sprey boyalarla saldırmış ve yazılar yazmaya başlamış. İnsanlar baslarda bunları boyayla kapatmaya çalışmış ama onlar temizledikçe yeni yazılar geliyormuş. Buna çözüm olarak da grafiti sanatçılarıyla anlaşmaya gitmişler. Grafiti yapmak normalde yasak ama duvarın sahibi size izin verirse sorun yok. Böylece grafiti sanatçıları bu duvarları resimlerle kaplamış. Resimlerin üzerine yazmak racona ters olduğu için yazılardan bu şekilde kurtulmuşlar.
Ama şehir rengârenk duvarlar ve resimlerle dolmuş bu da  bu şehri meşhur kılmış.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Buradan çok ünlü grafiti sanatçıları çıkmış. Valparaiso’nun tepeleri şehrin düzlük alanından çok daha güzel. Çeşit çeşit rengârenk evler, grafitiler ve bohem bir hava var burada. Hayat yavaş ve rahat akıyor. Ayıca şehir Unesco tarafından korumaya alınmış yani bu bohem şehri yıkmak mümkün değil.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Burada bulunduğumuz bir gün sadece 15 km uzaklıktaki Viňa del Mar’a gittik. Burası Valparaiso’nun bohem havasından oldukça uzak deniz kıyısında, modern temiz bir sahil kenti. Plajda biraz oturup okyanusu seyrettikten ve sahilde biraz yürüdükten sonra Valparaiso’ya geri döndük.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Ayrıca Valparaiso’da süper leziz empanadalar yedik.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Bunun adi completo, sosisli sandviçin abartılmış hali. Sadece Jotabe yedi tabii ki.

Kaldığımız evin bahçesinde şarap eşliğinde leziz akşam yemeği hazırladık, bol bol çamaşır yıkadık ve ben dört aydan sonra ilk defa elime ütü aldım ve gömleğimi ütüledim.  Son gün otobüsümüz akşam 9’daydi ve normalde odadan 11’de çıkmak gerekiyordu fakat evin sahibi akşam sekize kadar kalabileceğimizi sorun olmadığını söyledi. Biz de akşama kadar odanın keyfini çıkardık sonra Pucon’a giden gece otobüsümüze binmek üzere terminale gittik.

Valparaiso

Şili’de insanlar o kadar sıcak ki. Ev sahibi, otel müdürleri herkes merhaba deyip öpüyor. Basta insana garip gelse de sonradan herkesle öpüşmeye alışıyor insan 🙂

Santiago de Chile gezi notları

Santiago de Chile’ye vardığımızda gece yarısını çoktan geçmişti. Bir taksiye bindik ve pansiyonumuza doğru yola çıktık. Pansiyon sahipleri bizi son derece sıcak karşıladı. Hemen odamıza yerleştik ve duş bile almadan kumlu tozlu yatağa atladık. Ertesi gün Santiago’da tek günümüz ve erkenden kalkıp şehri gezmek istiyorduk. Sabah erkenden yola çıktık. Yaz başı olan Şili’de soğuk ve yağmurlu bir güne uyanmıştık.

Santiago de ChileSantiago de ChileSantiago de ChileSantiago de ChileSantiago de Chile

Şili’nin başbakanı bu ülkeyi 2020 yılına kadar 1.dünya ülkesi haline getireceğine dair bir söz vermiş. Santiago sokaklarında gezerken bu yolda emin adımlarla ilerlediklerini hissedebiliyor insan. Son derece modern ve temiz bir şehir. Bir Avrupa başkentinden hiç bir farkı yok. Ayrıca Şili insani son derece tatlı, sıcak, kibar ve güler yüzlü. Bolivya’dan sonra kendimizi tekrardan 2014 senesinde hissettik.

Santiago de ChileSantiago de ChileSantiago de ChileSantiago de ChileSantiago de Chile
Santiago de ChileSantiago de Chile

Çiçek pazarı gibi. Hem pazar hem restoranlar.

Aylardan sonra ilk defa akşam yemeğinde bir Japon lokantasına gittik ve bol bol çatlayana kadar sushi yedik ve Şili’nin dünyaca meşhur şaraplarından içtik. Hafif çakır keyif odamıza döndük. Maalesef yarın Santiago’dan ayrılmamız gerekiyor. Her ne kadar burayı çok sevsek de ve daha uzun kalmak istesek de bu şehir son derece pahalı ve bir günde bile bizim bütçemizi altüst etmeye yetti. Aslında Şili’nin tamamı çok pahalı. Bu ülkede aç kalmadan nasıl gezice bilmiyoruz. Ama asil amacımız olan Torres del Paine’ye ulaşana kadar dayanmamız gerekiyor. Maalesef bu ülke bu kadar pahalı olduğu için gezimizin Şili kısmini biraz kısa tutmak zorunda kalacağız. Yarın istikamet Valparaiso…