Lima gezi notlarım

Otobüsümüz sabah erkenden Lima’ya vardı. Bugün annem önümüzdeki üç hafta için bize katılacak. Tubik gelene kadar biraz şehri gezmeye karar veriyoruz. Otelimiz Lima’nın Miraflores bölgesinde bulunuyor. Burası daha yeni bir yerleşim bölgesi, evler yeni ve lüks, yollar düzenli. Burada Kennedy parkına kadar yürüyoruz. Bu park kedi dolu. Peru’da birçok sokak köpeği gördük ama ilk defa sokak kedisi görüyoruz. Bu kedileri sahiplendirmek için kampanya bile başlatmışlar.

Lima

Çiçekler arasında bir kedicik.

LimaLima

Belediye binası.

Daha sonra okyanusa doğru yürümeye karar veriyoruz. Lima okyanusun hemen yanında olmasına rağmen deniz seviyesinde değil. Okyanusun hemen yanında ama yaklaşık 130 metre yükseklikte. Okyanusun hemen kenarında Larcomar diye lüks bir alışveriş merkezi kurulmuş. Burada biraz gezindikten sonra öğle yemeğimizi de yiyoruz.

Lima

Okyanus kenarı.

Tubik saat akşam 7’de varacak ve saat 5 gibi trafik saati başladığı için herkes bize en az 2 saat evvelinden yola çıkmamız gerektiğini söylüyor. Saat 4 gibi yapacak bir şeyimiz de kalmadığı için erkenden yola çıkıp, Tubik’i havaalanında beklemeye karar veriyoruz. Saat 6’ya doğru havaalanına varıyoruz ve 45 dakika rötarlı gelecek olan uçağı beklemeye başlıyoruz. Vaktimizi yemek yiyerek ve turist bilgilendirme bürosundan haritalar toplayarak geçiriyoruz. Ve sonunda saat 9’a doğru Tubik kapıdan çıkıyor. Heyecanlı ve mutlu bir kavuşma. Üç kafadarlar bir taksiye atlıyoruz ve otelimize gidiyoruz.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra yollara düşme vakti. İlk iş eski şehri gezmek istiyorduk. Bunun için metrobüse binmeye karar verdik. Eski şehir de bizim çok hoşumuza gidiyor. Yine İspanyol kolonyal evleri ile çevrili meydanlar, büyük güzel binalar.

LimaLimaLimaLimaLimaLima

Asker bandosu. Başkanlık binası önündeki askerlerin vardiya değişiminde her gün bu bando 5-10 dakikalık bir müzik ziyafeti veriyor.

LimaLima

Postane.

LimaLimaLima

Gelmişken Çin mahallesini de gezdik.

LimaLimaLima

Lima’da ikinci gün oldukça uzun ve yorucu oluyor. Saat akşam 10 gibi birer kahve kapıp, bir taksiye binerek otelimize donuyoruz. İkinci günün sonunda gerçekten de dinlenmeyi hak ettik.

Lima’ da son günümüzde Miraflores’i gezdik. Annem henüz bu bölgeyi gezememişti. Ayrıca burada Inka dönemi öncesi Lima medeniyetinden kalma Huaca Pucllana tapınağını gezmeye gittik. Bu yedi katli tapınak kerpiçten inşa edilmiş ve oldukça büyük bir alanı kapsıyor. Her yeni katın inşası başlamadan evvel tanrılara sunaklar sunulmuş. Bu sunaklar kimi zaman yemek, çanak çömlek olduğu gibi kimi zaman da insanlardan oluşuyormuş. Yeni inşaatlar hemen bu sunakların üstüne inşa edilmiş. Lima kültürü MS 200 ila 700 yılları arasında bu bölgede yaşamış. Ayrıca bu bölgede Wari kültürüne ait mezarlar da bulunmuş.

Lima

Dişlek lama.

LimaLima

Bu tapınağı gezdikten sonra öğle yemeği yedik ve anneme göstermek üzere tekrar okyanus kenarına yürüdük. Burada biraz paragliding yapanları seyrettik, dondurma keyfi yaptık, biraz da yürüdük.

Lima

Miraflores’de aşk meydani (Plaza del amor).

LimaLima

Paragliding.

Lima

Daha sonra Lima’nın bohem bölgesi olan Barranco’ya gitmek üzere bir otobüse bindik. Barranco birçok barın, restoranın bulunduğu hareketli bir bölge. Burada ayrıca çok güzel bir kilise ve köprü bulunuyor. Maalesef bu iki yapı da 2007 yılındaki depremde büyük bir zarar görmüş ve hemen hemen yıkılmış. Bu kilisenin üzerinde ise akbaba benzeri leş yiyici kuşlar uçuyor hala. Yerli halk bu kuşların depremden sonra çok ölü olduğu için buraya geldiğini söylüyor ve hala bölgeyi terk etmemişler.

Lima

Barranco’da yıkık kilise ve onarılan köprü.

Lima

Tsunami anında kaçış yönü.

Lima

Akbabalar…

LimaLima

Barranco’da günbatımı.

Akşam geç otelimize döndük, bavullarımızı hazırlayıp yattık. Yarın istikamet Ica…

Huaraz ve Santa Cruz trekkingi

Huaraz Peru And  Dağlarında bulunan, karlı tepelerle çevrili bir şehir. Huascaran Doğal Parkında birçok trekking ve tırmanma turları yapmak mümkün. Şehrin doğusunda Cordillere Blanca diye adlandırılan karlı tepelerle kaplı dağlar bulunuyor.Sahil bölgesinde geçirdiğimiz birkaç günün sonunda dağlar yine bizi çağırdı ve çantalarımızı hazırlayıp Huaraz için yola çıktık. Bu şehre gitmek için Trujillo’dan gece otobüsüne bindik. Her ne kadar otobüs konforlu da olsa yolculuk o kadar da rahat değildi. Deniz seviyesinden birden 3000 küsur metre yüksekliğe çıkınca insanın biraz nefesi kesilebiliyor. Ayrıca oldukça sallantılı bir yolculuk geçirdik. Sabah 6 civarı Huaraz’a vardığımızda oldukça uykusuz ve yorgunduk. Bu şehirde Churup Guesthouse’da yerimizi ayırtmıştık ve çok şükür bu otel checkin saati gelmemiş olduğu halde bize biraz dinlenmemiz için küçük de olsa bir oda verdi. Yatağın küçüklüğüne aldırmadan kendimizi uykuya attık ve saat 11’e kadar deliksiz uyuduk.

Biz de bu bölgede Santa Cruz diye adlandırılan 4 günlük bir trekking yapmak istiyoruz. Asıl amacımız 9 günlük Huayhuash trekkingini yapmaktı lakin hava koşulları ve zaman sıkıntısı nedeniyle daha kısa süren Santa Cruz trekkingine karar verdik. Turun detaylarını görüşmek ve bilgi almak için birkaç tur şirketiyle görüştük ve sonunda Huascaran şirketinde karar kildik. 3 gece 4 gün süren bu trekking sırasında 3100 metre yükseklikten yürüyüşe başlayıp 4750 metre yükseklikteki Punto Union geçidine çıkılıyor daha sonra tekrardan inişe geçiliyor. Trekking boyunca çadırlarda kalınıyor. Tur şirketi çadırları, eksi 15 dereceye kadar konforlu uyku tulumlarını, yemekleri ve bunları taşımak için eşekleri sağlıyor. Bu trekkinge başlamadan önce iyi bir aklimasyon şart. Özellikle deniz seviyesinden gelindiyse öncesinde en azından iki tane günlük trekkingle yüksekliğe uyum sağlamak ve vücudunuzu alıştırmak gerekiyor. Biz trekkingi ayin 10’unda yapmaya karar verdik. Bu sayede trekking öncesi 3100 metrede bulunan bu şehirde 4 gece geçirip iki tane de günlük tırmanışla vücudumuzu hazırlayacak vaktimiz olacaktı.

Ertesi gün ilk trekkingi Willacocha gölüne yaptık. Bu göl yaklaşık 3700 metre yükseklikte bulunuyor. Tur şirketi bu trekkingi bedavaya organize etti ve buraya bir rehberle beraber gittik. Lakin rehber o kadar hızlıydı ki 3 saat sürmesi düşünülen tırmanışı bir buçuk saatte tamamladık, bir saatte de inişi bitirip öğle yemeğine şehre döndük. Bu şekilde ilk hazırlık yürüyüşümüz tamamlanmış oldu.

WillacochaWillacochaWillacochaWillacochaWillacochaWillacochaWillacocha

Ertesi gün ikinci uyum tırmanışını Churup gölüne yaptık Bu sefer rehbersiz gittik. Bu göl 4250 metre yükseklikte bulunuyor. Her ne kadar ilk günkü tırmanışa göre daha yüksek de olsa bize daha kolay gelen bu tırmanışın son yarım saati oldukça tehlikeliydi. Dimdik kayalara ipsiz, korumasız tırmanmamız gerekiyordu ve kayalar yağmur sebebiyle ıslak ve kaygandı. Bir süre devam etmeli miyiz diye tereddüt ettikten sonra birkaç Perulu gencin pesine takılıp tırmanmaya karar verdik. Korkarak da olsa sonunda göle varmayı başardık. Ve manzara şahaneydi. Burada öğle yemeğimizi yiyip biraz dinlendikten sonra bu sefer daha uzun ama güvenli bir yoldan (tekrar o ıslak ve dik kayalardan inmek istemedik) inişe geçtik. Akşam üzeri otele vardık.

ChurupChurupChurupChurup

Ertesi günü tamamen dinlenmeye ve seyahatimizin Lima ayağını hazırlamaya adadık. Bu şekilde asıl trekking öncesi enerji toplayabilecektik. Bütün günü tembel bir şekilde geçirdik. Hatta akşam yemeğini bile otele ısmarlayıp odamızda yedik. Çantalarımızı hazırladık ve yatağı boyladık. 

Santa Cruz trekkingi (4 gün):

Ertesi gün sabah 5:40 da yola çıktık. Jotabe, ben ve Hırvat bizim yaslarımızda bir genç, rehberimiz/ aşçımız yürüyüşe başlayacağımız park girişine gitmek üzere minibüse bindik. Park girişinde eşeklerimiz ve eşek sürücümüz bizi bekliyordu. Çadırlar yüklendikten sonra başladık yürümeye. İlk durağımız 3700 metrede bulunan kamp yeri. Bunun için yaklaşık 5 saat kadar bir tırmanış gerçekleştirmemiz gerekiyor. Kamp yerine eşeklerimiz ve sürücüsü bizden önce varmış ve çadırlarımızı kurmuştu bile. Kamp yerimiz bir adet iki kişilik çadır (Jotabe ve benim için), bir tek kişilik çadır (Hırvat genç için), bir yemek odası çadırı, bir mutfak çadırı bir de tuvalet çadırından oluşuyordu. Yemek odası çadırında küçük bir masa ve üç tabure bulunuyor. Kahvaltı ve akşam yemeklerini bu çadırda yedik. Mutfak çadırında yemeklerimiz hazırlandı. Tuvalet çadırı ise içinde yeni kazılmış bir çukur ve örtmek için toprağın bulunduğu minicik bir çadırdi. Yıkanmak mümkün değildi. Tabii dondurucu soğuğa dayanırım diyen çadır alanının yakınındaki nehrin buz gibi sularında yıkanabilirdi. Bu nehrin suyu ayni zamanda bizim içme suyumuz, yemek pişirme suyumuz ve bulaşık yıkama suyumuzdu. Bu nehir bizim hayat kaynağımızdı 🙂

Akşam yemeği öncesi cay ve patlamış mısır ile vücut sıcaklığımızı arttırmaya çalıştık. Hava oldukça soğuktu. Kış şartları. Yanımıza aldığımız bütün kalın kıyafetleri üst üste giydik ama yine de insan üşüyordu. Her yer kapkaranlıktı. Çadırda küçük bir mum yakıyorduk, kafamızda tuvalet yolunu ve çadır yolunu bulmak üzere lambalarımız vardı. Gökyüzünde bulutlar ve karanlık bir de sessizlik. Bir tek rüzgârın sesi vardı o kadar. İnsan kendini yapayalnız hissediyordu bu karanlıkta. Medeniyete tek yakın şey kullandığımız çatal bıçaktı. Çadırda uyku tulumunun içinde ısınmaya çalışarak uykuya daldık.

Santa CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta Cruz

Ertesi sabah 6:15’de koka yapraklarıyla hazırlanmış çayımız çadırımıza geldi. Bu şekilde donmuş kemiklerimizi ısıtıp, giyindik. Uyku tulumlarını ve çantalarımızı hazırlayıp kahvaltı etmek için diğer çadıra geçtik. Sabah serinliği suratımızı yalıyordu ama sıcak çay içimizi az da olsa ısıtıyordu. Ekmekler, yumurtalar ve çay. İkinci gün 4200 metredeki kamp yerimize yaklaşık 7 saatlik bir tırmanış ile varmamız gerekiyordu. İlk yarım saat güneş yüzünü gösterse de sonrasında keskin bir rüzgâr ve soğuk bizi üşütmeye başladı. Yine kat kat giyindik. Ve yürümeye devam ettik. Öğle yemeği yine taze sebzelerden oluşan hafif bir salata ve koka çayından oluşuyordu. Öğle pikniği sonrası yola devam ettik.
Y

aklaşık 4300 metrede bulunan bir göle çıktık ve manzara şahaneydi. Burada biraz vakit geçirip fotoğraf çektirdikten sonra soğuğa daha fazla dayanamayıp kamp yerine doğru yürüyüşe devam ettik. Son bir saatte hızlanan rüzgârdan korunmak için Huraz’dan aldığımız pançolarımızı giydik. Her ne kadar üstümüz kuru kalsa da ayakkabılarımız ve paçalarımız ıslandı. Kamp yerine vardığımızda yarı ıslak ve üşümüş haldeydik.

Santa CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta Cruz

Üçüncü gün en zorlu gündü. 4750 metre yükseklikteki geçişe tırmanmamız daha sonra tekrardan 3700 metre aşağıdaki kamp yerine inmemiz gerekiyordu. Yaklaşık 8 saatlik bir tırmanış ve iniş. Geçide yaklaştıkça hava şartları iyice sertleşmeye başladı. Yağmur yerini doluya bıraktı. Ama pes etmek yok. Sonunda geçide vardığımızda artık kar yağıyordu. Geçidin öbür tarafında sis ve kardan burnumuzun ucunu bile görmek mümkün değildi. Zemin yer yer buz tutmuştu. Yavaş yavaş kaymamaya çalışarak inişe geçtik. Kar yerini tekrar doluya bıraktı. Sonra yağmur yağdı. Bir ara o da kesilince biraz meyve ve çikolata ile enerjimizi topladık ve yola devam ettik. Öğle yemeğimizi hafif yağmur altında hızlıca yiyip kamp yerine doğru yola devam ettik. İnmeye devam ettikçe hava da güzelleşmeye başladı. Hatta yer yer güneş yüzünü bile gösterdi. Kamp yerine vardığımızda her zaman ki gibi eşeklerimiz ve sürücüsü bizi bekliyordu. Çadırlarımız kurulmuştu. Bu kamp yeri çok güzeldi. İlerimizde karlı dağlar. Yemyeşil bir ova, nehir, atlar inekler ve eşekler. Ve gece karanlığı çökünce bulutsuz yıldızlarla kaplı bir gece. Gökyüzü o kadar açıktı ki samanyolu galaksisini açıkça görmek mümkündü. Hayranlıkla yıldızları seyrettik uzun uzun. Ama bu kadar bulutsuz bir gökyüzünün yan etkisi soğuk bir gece oluyor. Gece yine kat kat giyinip ısınmaya çalışarak uykuya bıraktık kendimizi.

Santa CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta CruzSanta Cruz

Tamamen bulutsuz bir gökyüzü. Işık kirliliği de olmayınca samanyolu galaksisini görmek bile mümkündü.

Son gün yine koka çayıyla uyandık. Hazırlanıp kahvaltı ettik ve yola çektik. Son gün daha kısa bir yürüyüş bizi bekliyordu. Yaklaşık 3 saatlik bir yürüyüş sonunda Vaqueria köyüne vardık. Burada öğle yemeği yedik daha sonra beş saatlik dönüş yolunun ilk ayağı olan ilk minibüse bindik. Bu minibüsle 4800 metrede bulunan bir geçide çıkmamız oradan dağin öbür tarafına geçip tekrar inmemiz gerekiyordu. Bu döküntü minibüs ve kabak lastiklerle yağmur çamur içinde dağ yollarında geçide doğru ilerledik. Manzara şahaneydi. Geçide vardığımızda yine kar yağıyordu. Her yer beyaz tepeli dağlarla kaplıydı ve de göllerle. Bol bol foto çekerek yola devam ettik. Üç saat sonunda başka bir minibüse geçtik. Bu minibüsle bir buçuk saat daha ilerledik ve Huaraz’a vardık. İlk is otele gidip kendimizi duşa atmak oldu. 4 gün sonunda ilk duşumuzu aldık üstelik sıcak su ile. Akşam 7’de tur şirketinde veda kokteyline gittik. Peru’nun meşhur Pisco sour kokteylini içerek muhabbet ettik. Daha sonra akşam yemeğine gittik ve saat 10 gibi otele döndük.

Santa CruzSanta CruzSanta CruzSanta Cruz

Bütün ekip buradayız. Soldan sağa Macar çocuk, ben, eşekçi başımız, Jotabe ve rehberimiz. Bir de misafir olarak bir eşek ve köpek.

Santa CruzSanta Cruz

3200 metreden 4800 metreye çıkan dağ yolu. Her dönemeç başka bir korku ve macera.

Santa CruzSanta CruzSanta Cruz

Ertesi gün sadece dinlenmek, blog yazmak ve Peru araştırmalarıyla geçti. Arada böyle sakin günlere ihtiyaç duyuyoruz.

Son günümüzde akşam 10’da Lima’ya gitmek üzere otobüse bineceğiz. Günü otelde dinlenerek ve otobüs saatini bekleyerek geçiriyoruz. Yarın Tubik ‘in Peru macerası başlayacak. Onu akşam havalanandan almaya gideceğiz.

HuarazHuarazHuarazHuaraz

Huaraz ve arka planda karlı dağlar.

Piura, Trujillo ve Huanchaco

1 Ekim’de Ekvador’un Loja şehrinde bir gece geçirdik. Amacımız sınırı gece geçmemekti. Loja küçük bir şehir. Pek görülecek anlatacak bir şey yok. Zaten buraya vardığımızda akşam üzeredir, otele yerleşip, biraz dolandık. Akşam yemeği yedik ve sonra dinlenmeye çekildik. Ertesi gün sabah erkenden Peru’ya geçmek için otobüsümüze bindik. Loja’dan Peru’da Piura sınır şehrine direkt giden otobüsler var. Sınırda otobüsten inip pasaportunla Ekvador’dan çıkışını yapıp birkaç metre yürüyüp Peru’ya giriyorsun. Burada yine pasaportunu işletiyorsun. Bu sırada otobüs sınırı geçmiş seni Peru tarafında bekliyor oluyor. İşlemleri tamamladıktan sonra ayni otobüse binip yolunun devam ediyorsun.

Piura ’da sadece bir gece geçirdik. Amacımız yola devam etmeden evvel biraz dinlenmekti. Lakin Piura sadece bir sınır şehri olmaktan öte. Aslında gayet şirin ve büyük bir şehir. Eşyalarımızı otelde bıraktıktan sonra ilk iş bir sonraki durağımız olan Trujillo ’ya otobüs biletlerimizi almak oldu. Daha sonra şehrin sokaklarında biraz dolaştık.

Peru’da yerel seçimler vardı. Bu sebeple her yerde propaganda sloganları asılıydı ayrıca seçim öncesi konserler ve mitingler düzenliyorlardı. Bu şehirde ilk fark ettiğimiz Perulular ’in son derece konuşkan ve güler yüzlü oldukları. Herkes sıcak bir gülümseme ile karşılıyor seni. Son derece kibarlar. Piura ‘da akşam bir Çin lokantasında yemek yedik. Güney Amerika’da Çin lokantaları çok popüler. Burada Chifa olarak adlandırılan bu lokantalar hem büyük porsiyonlar hem de ucuz fiyatlar sunduğu için seviliyor. Biz de sonunda bir Chifa deneyimi yasamak istedik ve sonuçtan çok memnun kaldık. Bol bol sebze yemek bana iyi geldi açıkçası. Yemekten sonra otelimize döndük. Ertesi gün yine otobüs yolculuğu bizi bekliyordu.

Ertesi gün Trujillo ‘ya gitmek üzere otobüse bindik. Bu Peru otobüs şirketleri ile ilk imtihanımızdı ve sonuç harika. Ekvador’da otobüsler çok ucuzdu lakin son derece döküktü. Peru’da ise işler tamamen değişti. Otobüs koltukları 160 derece yatabiliyor. Son derece geniş ve konforlular. Ayrıca yemek bile verdiler. Tabii ki fiyatlar daha pahalı ama yine de uygun fiyatlar. Trujillo Peru’nun kuzey sahil kıyısında bir şehir. Oldukça büyük bir şehir. Biz otelimizi bu şehre otobüsle 20 dakika mesafede daha sakin ve küçük bir sahil şehri olan Huanchaco’dan ayırttık. Bu sebeple Trujillo ’da otobüsten indikten sonra bir taksiye binip Huanchaco ’ya geçtik.

Burada Oceano Hostel’de yerimiz hazırdı. Bu hostel küçük ama temiz ve ucuz odalar sunuyor. Ayrıca otel sahibi kadın da çok yardımseverdi. Otele vardığımızda akşam olmak üzereydi. İlk iş ertesi günün programını yapmak oldu. Trujillo ile Huanchaco civarlarında çok önemli arkeolojik kalıntılar var. Bunlardan en önemlileri Chan Chan, Huaca del Sol ve Huaca de la Luna. Bu arkeolojik kalıntıları ve tapınakları gezmek için bir tura katılmaya karar verdik. Fiyatlar uygundu ve bu şekilde otobüs otobüs gezmemize gerek kalmayacaktı. Otel sahibi kadının da yardımı ile ertesi güne bu turu ayarladık. Daha sonra biraz kasabada dolandıktan sonra akşam yemeği yedik ve otele döndük.

Ertesi gün saat 10’da bizi otelden aldılar ve turumuza başlamak için ilk olarak Trujillo’ya gittik. Buradan Huaca del Sol ve Huaca de la Luna adli iki Moche uygarlığına ait tapınağı görmeye gittik. MO 100 ile 800 yılları arasında yapılan bu tapınaklar biraz piramitleri andırıyorlar. Cerro Blanco volkanik dağinin eteklerine kurulmuş bu devasa tapınaklar milyonlarca kerpiç tuğla kullanılarak yapılmış. Bu tuğlalar yüzlerce farklı kerpiç üretici tarafından üretilmiş ve her birinin üzerinde üreticisinin sembolünü görmek mümkün. Bu tapınaklarda ayrıca birçok insan cesedi bulunmuş. Moche uygarlığında insan kurban etmek olağan şeylerden biriymiş. Tanrıları memnun etmek için özellikle doğal afetler sonrasında savaş esirlerini bazen de kendi halkından olan insanları kurban ediyorlarmış. Bu tapınaklardan Huaca del Sol gezilemiyor ancak dışarıdan izlenebiliyor. Daha küçük olan Huaca de la Luna’yı ise gezebiliyorsunuz. Ayrıca burada bir de müze bulunuyor. Bu müzeyi gezerek Moche kültürüne dair birçok şey öğrenmek mümkün. Tapınakları gezdikten sonra öğle yemeği molası verdik.

Cerro Blanco

Arka planda Moche kültürü için kutsal olan Cerro Blanco dağı bulunuyor.

Peru

Peru köpeği. Peru’ya has bu köpeğin tüyleri bulunmuyor.

Hueca de la LunaHueca de la LunaHueca de la Luna

Arkada Huaca del Sol. Arkeologlar bu tapınağın rekonstrüksiyonu ile uğraşıyorlar.

Hueca de la Luna

Huaca de la Luna’nın iyi korunmuş bir duvarı.

Hueca de la LunaHueca de la Luna

Huaca del Sol ile Huaca de la Luna arasındaki alanda halk bu fotoğraftaki gibi evlerde yaşıyorlarmış.

Öğleden sonra Trujillo ile Huanchaco arasında bulunan Chan Chan arkeolojik bölgesini gezmeye gittik. Chimu krallığı tarafından kurulan ve oldukça büyük bir alanı kapsayan Chan Chan en az Moche tapınakları kadar etkileyiciydi. Bu bölgeyi gezerken yine insan kendini bazen Mısır’da piramitleri geziyor gibi hissedebilir. Uzaktan büyüklüğü anlaşılmayan bu bölgenin içine girince insan gerçekten de muazzam bir yapılaşmayla karşılaşıyor. Bu şehir milattan önce 800’lu yıllarda kurulmuş ve Inkalar burayı işgal edene kadar varlığını sürdürmüş. Chan Chan’ı da gezdikten sonra Huanchaco’ya geri döndük. Biraz sahilde yürüdük. Bu şehir ayrıca sörfçülerin akınına uğruyor. Her ne kadar yüksek sezonda olmasak da sahil yine de dalgalarla mücadele eden sörfçülerle doluydu. Sahilde biraz oturup okyanusu ve sörfçüleri izledik ve günümüzü bu şekilde sakince sonlandırdık.

Chan ChanChan ChanChan ChanChan ChanChan ChanChan ChanChan ChanChan ChanChan ChanChan Chan

Son gün Trujillo’yu gezmeye karar verdik. Trujillo gerçekten de çok güzel bir eski şehre sahip. İspanyol kolonyal evleri rengârenk boyanmış ve çok iyi korunmuş. İnsan hayran oluyor. Bu şehrin sokaklarında gezindik, öğlen bir İspanyol’a ait lokantada yemek yedik. Daha sonra otelimize döndük, sahilde vakit geçirip dolandıktan sonra bavullarımızı hazırladık. Bir sonraki şehir yine dağlar bölgesi ve trekking cenneti Huaraz…

TrujilloTrujilloTrujilloTrujilloTrujilloTrujilloTrujilloTrujilloTrujilloTrujillo

Huancacho

Huancacho sahili.

HuancachoHuancacho