Iquitos ve Amazon Ormanları

4 Kasım bizim için veda demekti. Hep beraber Cusco’dan Lima’ya uçtuk. Lima havaalanında yaklaşık 4 saati beraber geçirdikten sonra yollarımız ayrıldı. Tubik İstanbul’a dönmek üzere uluslararası terminaline geçti, Jotabe ve ben ise Amazon ormanlarında kalacağımız kamp yerine varmak için Iquitos’a devam etmek üzere domestik terminaline geçtik.

Biz Iquitos’a indiğimizde akşam 9 sularıydı. Kalacağımız otel bizi havaalanından aldı ve odamıza yerleştik. Ertesi günü bu delicesine sıcak ve nemli şehrin sokaklarında biraz aheste gezerek geçirdik. Bir yerlerde bir şeyler yedik, dinlendik ve kendimizi ertesi gün başlayacak olan kampımıza hazırladık.

IquitosIquitosIquitosIquitosIquitos

Gittiğimiz yer bir şamanik iyileşme kampıydı. Yağmur ormanlarının ortasında bulunan bu kampa gitmek için Iquitos ’tan bir tekneye biniyorsunuz. Yaklaşık 20 dakika sonra Padre Cocha adlı köye varılıyor. Buradan da motortaxi ile kamp yerine gidiliyor. Burası çok basit bir şekilde inşa edilmiş her türlü teknolojiden uzak bir yer. Ormanın içinde, küçük kulübelerde kalınıyor. Kulübeler ikiz kulübe gibi ama duvar tavana kadar değil bu sebeple herkes birbirinin en ufak özelini bile duyabiliyor. Elektrik yok. Telefonlar çekmiyor. Her ne kadar klozet olsa da, klozet oturağı veya sifon yok. Odada akan su yok. Bir varil ve tas var. Tas ve varildeki suyla eski usul duş alınıyor ve sifon da yine kova doldurularak çekiliyor. Işık da yok. Akşamları kafa lambası ile geziyorduk.

Iquitos

Kulübemiz.

IquitosIquitos

Şahane tuvalet ve banyomuz.

Bir de mutfak ve yemek alanı olarak kullanılan bir kulübe var. Burada da en ilkel koşullarda yemek pişiriliyor. Kamp sırasında özel bir diyet uyguladık. Az seker, az tuz ve sebze ağırlıklı beslenme. Seremoni yaptığımız günlerin ertesi ise daha kati bir diyet uyguladık. O günler hiç tatlı veya tuz yoktu. Sadece basit haşlanmış sebzeler. Seremoni yaptığımız günlerde öğle yemeğinden sonra hiçbir şey yiyip içmek yoktu. Kamptaki insanlar 60 küsur yaşında anneden, 24 yaşında gençlere kadar değişiyordu. Genelde 8 kişiydik. Peki, ne bu seremoni? Şamanik seremoni ormanın daha derinlerinde küçük bir sekizgen çadırın içinde yapılan seremoniler. Akşam yedi gibi başladığımız bu seremonilerde, herkes küçük bir yatağın üstünde oturuyor daire seklinde. Herkesin önünde bir kova var. Yanına tuvalet kâğıdı, su ve ışık alıyorsun. Gece karan liginde hep beraber orman yolundan buraya yürünüyor.

Iquitos

Seremoni çadırına giden yol.

Iquitos

Seremoni çadırı.

Iquitos

Adam başı bir yatak ve kusmak için kova.

Iquitos

Samanimiz Don Lucho’nun masası ve alet edevatı.

Iquitos

Seremoni alanının dışındaki tuvaletler. Kapı falan yok ama seremoniler gece olduğu için karanlık oluyor. Yine de ihtiyaç duymadığım için mutluyum.

Iquitos

Arada çamaşır yıkadığımız yer.

Şaman ayahuasca denilen bir içecek sunuyor herkese. Bu içecek eskiden beri amazon yerli halkı tarafından seremonilerde ve ilaç olarak kullanılmış bir bitkinin pişirilmesi ile yapılıyor. Amacı insani fiziksel ve psikolojik olarak temizlemek. Bu temizlenmeye bol bol kusma ve bazen ishal dahil oluyor. Kusmak için önümüzdeki kovaları kullanıyoruz. Tuvalet ihtiyacı duyan dışarı çıkıp bu ihtiyacını karşılayabiliyor. Seans sırasında saman ikaro olarak adlandırılan doğanın şarkilerini söylüyor ve bol bol tütün dumanı üflüyor. Seans yaklaşık 3 saat sürüyor. İlk yarım saatin sonunda kusmalar başlıyor.
Değişik görüntüler görmek, sıcak basması, ağlamak, gülmek, kendini kötü veya iyi hissetmek, hayata dair sorularına cevaplar bulmak seansın parçası. Kusma vücuttaki kötü enerjinin atılması olarak görülüyor ve iyileşmenin bir parçası.

Iquitos

Ayahuasca’mız kaynıyor.

Iquitos

Saman Don Lucho ve ayahuasca ağacı.

IquitosIquitos

10 günlük kamp sırasında toplam 4 seans yaptık. İlk seans fiziksel olarak çok yorucuydu. Oldukça sıcak bastı. Kendimi ateşlerin içinde gibi hissettim. Çok fazla görüntü görmedim ama gözlerimden hep yaslar geldi. Seansın sonuna doğru da kustum. Seans bittiğinde saman hepimize teşekkür etti, ayağa kalktık ve her birimiz sarhoşlar gibi savrula savrula odalarımızın yolunu tuttuk. Ben ayrıca herzeyi dalgalar halinde görüyordum. Her hareketim sanki zaman yavaşlamış gibi dalga dalga görünüyordu.

Odaya vardığımızda kendimizi yatağa attık ve uyumaya çalıştık. Ayrıca ayahuasca’nın tadı korkunç. Sıvı sigara içiyor gibi hissediyor insan kendini. O kadar kötü bir tat ki içer içmez kusmamak için insan kendini zor tutuyor. Ben ilk seansta o kadar zorlandım ki kendi kendime bunu bir daha yapmayacağımı söyledim ama sonra fikrim değişti. Ertesi gün kalktığımızda kendimizi tamamen normal hissediyorduk. Sadece hafif bir yorgunluk vardı. Seans sonrası ertesi günü dinlenerek geçirmek gerekiyor.

İkinci seans benim için daha iyiydi. Uzun bir yolculuğa ciftim. Bir atın üzerinde ormanlardan geçtim, daha sonra bir kuşa dönüşüp yıldızlara uçtum sonra kocaman çok güzel bir ağacın önünde gördüm kendimi ve onunla konuşmaya başladım. Ağacın içine girip yattım kendimi onunla bütünleşmiş gibi hissetim sonra bir yaprağa dönüştüm rüzgârla savruldum.  İlk baslarda gayet iyiyken sonlara doğru yine biraz sıcaklar bastı. Seremoni bitip de yola çıktığımızda yolda kustum neyse ki odaya geldiğimizde yine hemen uyuyabildim.

Üçüncü seremoni süperdi. Kendimi çok mutlu ve huzurlu hissettim. Hatta şamanın şarkılarına eşlik ettim Jotabe beni şarkı söylerken duymuş. Kendimi bir köyde şaman olarak gördüm, yüzümde bir kuş maskesi, ayaklarımda uzun tahta bacaklarla kabilem etrafımı sarmış ve ben dans ediyordum. Çok mutlu ve rahattım. Bu sefer kusma ihtiyacı da duymadım. Ayrıca kendimi çocuk olarak gördüm. Çok huzurluydu.

Dördüncü seans en zorlayıcıydı. Bu sefer yine fiziksel olarak çok zorlandım. Seans boyunca çok üşüdüm ve kendimi süper sarhoş hissettim. Ayrıca benim ruh hayvanimin bir tilki olduğunu gördüm (Seanslardan birinde annemi de panda olarak gördüm). Bu sefer de kustum. Kustuktan sonra biraz rahatlıyor insan.

Peki, bu işkence gibi görünen seansların bize ne katkısı oldu. Kendimizi daha iyi anladık. Sanki daha bir sakinleştik. Daha bir rahatladık. Ayrıca doğaya daha yakınlaştık. Şaman benim çok iyi bir enerjim olduğunu ve ilerde çok kişiye yardım edeceğimi söyledi. Bakalım göreceğiz. Seremonilerin dışında kalan vaktimizi ormanda yürüyerek, kitap okuyarak, kamptaki diğer kişilerle konuşarak geçirdik.

Iquitos

Her seremoni sonrası sabah kahvaltısında şamanla konuşup tecrübelerimizi anlattık. Şaman da bize ne durumda olduğumuzu söyledi. Saman ayrıca bir şifacıydı. Bize değişik otlarla neler yapılabilir anlattı. Burada bulunduğumuz bürgün amazon nehrinde minik bir tur yaptık.

IquitosIquitosIquitosIquitosIquitosIquitosIquitos

Böcek.

Bora kabilesinin artık sadece turist tuzağına dönüşmüş dansını izledik. Sonra da küçük bir hayvanat bahçesine gittik. Burada yaralı veya tehlike altındaki hayvanları iyileştirip tekrar doğaya birikiyorlar.

IquitosIquitos

Tembel hayvancık 🙂

IquitosIquitosIquitosIquitosIquitosIquitos

Amazon nehri.

Iquitos

Ayrıca kampta dünyanın en tatlı köpişlerinden biriyle tanıştık. Maalesef bir araba kazası sonucu tek bacağını kaybetmiş bu küçük kız o kadar tatlı ve sevgi doluydu ki ona Tresleches (Trilece) adını koydum. Onu parazitlerinden kurtarmak için ilaçlar aldık. Ayrıca yemekler aldık. Her akşam kapımızda yattı. O kadar tatiliydi ki ondan ayrılmak çok acili oldu. Şehre döndüğümüzde gözyaşlarıma hâkim olamadım. Umarım hayatinin geri kalanını daha iyi geçirir bu dünya tatlısı köpiş.

Iquitos

Güzeller güzeli tresleches.

Iquitos

Bu on gün bizim için son derece değişik bir tecrübe oldu ama aynı zamanda özellikle fiziksel olarak oldukça zorlayıcıydı. Bir daha denemem ama denediğim için de pişman değilim.

Iquitos

Kamp arkadaşlarımız, Don Lucho ve şaman yardımcısı.

Iquitos

Don Lucho’nun torunu, geleceğin şamanı. Her ne kadar biz kendisinde bir saman enerjisi görmediysek de, yaşı sekize varınca eğitimi başlayacak ve ayahuasca içecek.

10 gün sonunda Iquitos’a geri döndük. Burada iki gün daha geçirdik. İlk gün ilk iş deli gibi yemek yemek oldu. İkimizde oldukça zayıflamıştık. Sonra Cusco ’ya geri uçtuk. Burada bir gece geçirecektik ve Ekvator’da tanıştığımız Amerikalı çift de tesadüf eseri burada olduğu için akşam yemeği için onlarla buluşacaktık. Lakin planlarımızda bir değişiklik oldu. Bolivya yolunda ertesi günden itibaren grev olduğu yolların kapanacağı söylendi. Biz de planlarımızı erkene aldık ve akşam yemeğinden sonra grev başlamadan gece otobüsü ile Bolivya’da Copcabana’ya gitmeye karar verdik. Artık Peru sayfasını kapatıp Bolivya sayfasını açma vakti geldi…

Cuzco ve Machu Picchu

Ve sounuda Machu Picchu… Zorlu ve uzun bir otobüs yolculuğu sonrası sonunda Cusco’ya vardık. Otobüs şoförü o kadar kötüydü ki, bütün yol ne zaman devrileceğiz diye bekleyerek geçti. Bütün virajları deli gibi alan şoför otobüsü sağdan sola savurup durdu biz de hiç uyuyamadık. Şehre sağ salim vardığımızda hemen otele gittik lakin otelde bir karışıklık olmuş ve bizim odamız ayrılmamıştı. Otelde çalışan eleman müdürü aradı onlar da diğer otellerine geçmemizi sağladı. İsabet de oldu çünkü öbür otel kat kat daha iyiydi. Hemen bir duş aldık ama ben o kadar hasta hissediyordum ki kendimi yatağa attım ve bir daha çıkamadım.

Annem ve Jotabe beni otelde bırakıp markete biraz alışveriş yapmaya gittiler. Ben bu arada ateşlendim ve titremeye başladım.  İyice fenalaşınca doktor çağırmaya karar verdik. Doktor ambulansla otele geldi beni muayene ettikten sonra bazı testler için hastaneye gitmemizin daha iyi olacağını söyledi. Böylece ambulansla hastaneye gittik. Burada testler yapıldı sonuçta yine yeni yeniden ekoli bakterisi kaptığım anlaşıldı. Beni bir odaya aldılar ve serum bağladılar. Bu arada zavallı annem ve Jotabe de hem uykusuzluktan hem açlıktan bitkin düşmüştü. Serumlar ve ilaçlar bitene kadar birkaç saat hastanede kaldık. Her ne kadar doktorlar geceyi hastanede geçirmemi istedilerse de ben herkesin iyiliği için otele dönmenin daha iyi olacağını düşündüm ve dönmek de ısrar ettim. Birçok ilacı elimize tutuşturdular ve yine ambulansla bizi otele geri bıraktılar. Böylece Kolombiya hastanelerinden sonra Peru hastanelerinin de tadına varmış oldum. 🙂

Akşam hepimiz iyi bir uyku çektik ertesi gün kendimi daha iyi hissediyordum. Ertesi günü Machu Picchu’yu planlamak, gerekli bütün biletleri almak (giriş biletleri, tren biletleri…) ve şehri gezmek ile geçirdik.

CuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzco

San Pedro marketi.

Cuzco

Meyve cenneti.

Cuzco

Cadılar bayramında satılması tipik olan ekmek.

Cusco gerçekten de çok güzel bir şehir. Hatta şu ana kadar gördüklerimiz arasında en güzel şehir. Şehrin her kösesinde Inkalar’ın etkisini görmek mümkün. Mükemmel bir formda kesilmiş taşlardan oluşan binalar sadece bu taşlar kullanılarak inşa edilmiş. Aralarına hiç bir yapıştırıcı veya boşluk kapayıcı ekstra malzemeler konulmamış. Her ne kadar bazı binalar İspanyollar tarafından yıkılmış ve taşları başka binaların inşası için kullanılmış olsa da yine de oldukça çok inka binası ayakta kalmayı basarmış. Şehirde gezmek tarihin içinde gezmek gibi bir şey.

CuzcoCuzcoCuzco

Cusco ’da üçüncü günümüzün ilk yarısını Inkalar’ın kutsal vadisinde bulunan 4 arkeolojik kalıntıyı gezmekle geçirdik. Bunun için kombi denilen otobüslere bindik ve Tambomachay’a gittik. Burada birçok mağara, su kanalları, çeşmeler görmek mümkün. Burayı gezdikten sonra 10 dakika mesafedeki Puka Pukara’ya yürüdük. Kırmızı kale olarak adlandırılan bu yapı büyük ihtimalle askeri bir bölge olarak kullanılmış ve Tambomachay’ın güvenliği buradan sağlanmış.

Burayı da gezdikten sonra yaklaşık bir saat yürüme mesafesindeki Qenqo’ya gittik. Birçok kayadan oluşan bu yer içinde bulunan atlar ve sunum taşlarından anlaşıldığı üzere bir tapınak olarak kullanılmış. Burada kurban verme seremonileri ve insan mumyalaması yapılmış.

Son durağımız Saksaywaman oldu. Bu dört bölge içerisinde en etkileyicisi burasıydı. Bıçakla kesilmişçesine mükemmel kesimli 80 tonu bulabilen devasa kayaların üst üste konulması ile oluşturulan bu şehirde ayrıca yine tarım için kullanılan terasları görmek de mümkün. Ama insani şoke eden bu kayaların boyutları. O kadar büyükler ki bu kayaları nasıl yerinden oynatmışlar nasıl üst üste bu kadar mükemmel bir şekilde dizmişler insanın aklı almıyor. Burayı gezdikten sonra Cusco’ya doğru dönüşe geçtik. Doğrusu oldukça yorulmuş ve acıkmıştık. Bu yüzden son sürat şehre yürüdük ve kendimizi bir lokantaya attık. Yemekten sonra biraz dinlenmek üzere odamıza çekildik.

Cuzco

Tambomachay.

CuzcoCuzco

Puka Pukara.

Cuzco

Qenqo.

CuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzco

Saksaywaman

Ertesi gün Machu Picchu günüydü. Önceden ayarladığımız ve ucuza bağladığımız bir turla kutsal vadide birkaç Inka şehrini gezip en son şehir olan Ollaytaytambo’dan akşam 7 treni ile Machu Picchu köyü olarak adlandırılan Aguas Calientes’e gitmemiz gerekiyordu. Bu köyde bir gece geçirecek ertesi sabah 5 gibi, uyanıp iyice kalabalıklaşmadan otobüsle yarım saat mesafedeki Machu Picchu ’ya gidecektik.

Sabah 8 gibi yolculuğumuz başladı. Devasa teraslarla kaplı Pisac’ı gezdikten sonra Urubamba şehrinde öğle yemeği yedik ve buradan Ollaytaytambo şehrine ilerledik. Burası devasa bir inka şehri. Yine teraslar var ve güneş ve ay tapınağı bulunuyor. Ayrıca karsıda bir dağda kayalara oyulmuş diye düşünülen ama doğal olması da mümkün bir inka kralı cehresi bulunuyor. Ollaytaytambo o kadar büyüktü ki burayı gezmemiz saatler sürdü. Daha sonra köyün marketinden ertesi günün öğle yemeğini satın aldık.

CuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzco

Pisac.

Cuzco

Bu dağda inka kralının profili görülüyor.

Cuzco

Ollaytantambo köyü.

Cuzco

Yaşlı sakallı adam sureti.

CuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzco

Aguas Calientes aşırı turistik ve fiyatlar abartılı. Bu yüzden bu şehre varmadan burada yiyeceklerimizi aldık ki biraz ucuza getirelim. Akşam yedide trenimize bindik ve iki saatlik yolculuk sonrası Aguas Calientes’e vardık. Tren istasyonunda otel çalışanları müşteri kapmaya çalışıyor. Son dakika şansı olduğu için de fiyatlar daha uygun oluyor. Bu şekilde kahvaltı dahil adam başı 10 dolara bir oda bulduk ve geceyi geçirdik.

Ertesi sabah Tubik hastalanmıştı. Kendini o kadar kötü hissediyordu ki beni burada bırakın siz devam edin dedi. Ama yüzmüş yüzmüş kuyruğuna gelmişken onun bu önemli yeri kaçırmasına izin veremezdik.  Neyse ki otobüste Tubik kendini daha iyi hissetmeye başladı. Burası gerçekten de büyüleyici bir yer. Inkalar’ın kalıntılarının dışında sırf vadinin kendisi bile görülmeye değer. Dağlarla sıkı sıkıya sarılı bu vadi insana buradan çıkış yok izlenimi veriyor. Kendini doğanın içinde kaybolmuş hissediyorsun.

Machu Picchu

Biz Jotabe ile güneş iyice tepeye çıkmadan ve bizi kavurmaya başlamadan Montaña olarak adlandırılan Machu Picchu’ya yaklaşık 500 metre daha yüksekten bakan bu dağa çıkacaktık. Oldukça zorlu ve dik tırmanışı yaklaşık 1 saatte tamamladık biraz manzarayı izledikten sonra Tubik çok beklemesin diye koşar adım inişe geçtik. Daha sonra güneş tapınağında Tubik ile buluştuk.

Machu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu PicchuMachu Picchu

Sabah sabah yaptığımız bu zorlu toplam 3 saatlik yürüyüş bizi bayağı yormuştu. Şehrin geri kalanını aheste aheste gezdik. Lamaları muz kabukları ile besledik. Ve yaklaşık bir gibi dönüşe geçtik. Akşam trenimiz saat 4’deydi. Treni otelin lobisinde oturarak bekledik. Ve akşam 8 gibi tekrardan Cusco ‘da otelimize dönmüştük.

CuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzcoCuzco

Cusco ‘da son günlerimizi şehrin geri kalan kısımlarını sakin sakin gezerek ve alışveriş yaparak geçirdik. Son gecemizde Green Point adlı çok şirin bir vejetaryen lokantasında veda yemeği yedik. Ertesi gün Tubik için geri dönüş vakti, bizim için de Iquitos’a gidiş ve yola yine yalnız devam vakti. Tubik harika bir yol arkadaşı oldu bize. Onunla çok iyi bir üçlü oluşturduk, birçok macera yasadık, çok güldük, çok eğlendik, zorlukların üstesinden beraberce geldik. Onu özleyeceğiz.

Arequipa ve Colca Vadisi

Beyaz şehir olarak da adlandırılan Arequipa Peru’nun en büyük ikinci şehri. Yaklaşık deniz seviyesinden 2300 metre yükseklikte bulunan bu şehre otobüsümüz sabah 6 sularında varıyor. Arequipa’da ayrica Colca Vadisi turuna da katılmak istiyoruz.   İlk işimiz otele yerleşip, yıkanıp paklanmak oluyor. Daha sonra kahvaltı etmek ve şehri gezmeye başlamak üzere yola çıkıyoruz.

Arequipa her ne kadar deniz seviyesinden oldukça yukarıda da bulunsa oldukça güneşli bir şehir (Senede 300 gün güneş alıyor).Arequipa’nın ana meydanı Plaza de Armas şimdiye kadar gördüklerimiz arasında en güzeli.

Arequipa

Katedral.

ArequipaArequipaArequipa

Plaza Mayor.

Arequipa

Bir evin girişi.

Arequipa

Calle Mercaderes. Plaza Mayor’a çıkan bir sokak.

Arequipa

Plaza Mayor.

ArequipaArequipa

Plaza Mayor’un etrafındaki bu binalar balkonlarla çevrili ve bu balkonlarda değişik bar ve restoranlar bulunuyor.

Arequipa

Bu restoranda sekiz farklı patates türünün üstüne istediğiniz ana yemeği koydurarak lezzetli ve değişik bir yemek elde ediyorsunuz. Peru’da 9000 çeşit patates üretiliyor.

Arequipa

Benim yemeğim.

Ayrıca Arequipa ’da şimdiye kadar gördüğüm en güzel manastır bulunuyor. Bu manastıra eskiden sadece zengin İspanyol ailelerinin kızları alınıyormuş ve buraya girebilmek için bu aileler oldukça yüklü bir bağışta bulunuyormuş. Buraya rahibe olmak için gelen bu kızlar aslında rahibe düzenine pek de uymayan bir hayat sürüyormuş. Bu şehir içinde bir şehir olarak adlandırılan kompleksin içinde bu kızların kendi evleri, hizmetçileri, mutfakları bahçeleri bulunuyormuş. Bu evler kızların aileleri tarafından yapılıyormuş. Hatta sonunda papa bu lüks hayatin rahibeliğe uymadığına karar verip durdurulmasını bile istemiş. Bu kompleksi gezmek saatler sürüyor ve oldukça pahalı ama kesinlikle değer. Artık içinde sadece 20 rahibe kalmış, bunlarda bu müzeye dönüştürülmüş manastırın bakımını üstlenmiş.

ArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipaArequipa

Bu tatlı Gine domuzları maalesef Peru’da sevilen bir yemek. Cuy olarak adlandırılan bu hayvanları ne yazık ki hemen her menüde görebiliyorsunuz.

ArequipaArequipa

Arequipa ’ya gelmişken bir de tabii Colca vadisini görmek gerekir. Bu vadiye gitmek için organize bir tura katılmaya karar verdik. Oldukça ucuz olan bu turlar hem bir gecelik konaklamayı hem de saatler süren yolculuğu karşılıyor üstelik bir de rehber hizmeti sunuyor, Sonuçta hesap kitap yapınca bu turlar kendi kendine gitmekten daha ucuza geliyor.

İki gün bir gece olarak ayarladığımız bu tur sabah saat 8 gibi başladı. Minibüsümüze bindik ve Chivay’a doğru yaklaşık 3-4 saat süren yolculuğumuz başladı. Bu yolculuk sırasında birçok mola verdik. Bu molalardan biri Vicuñas diye adlandırılan lama ailesinden ama daha ince boyunlu güzel hayvanları doğal ortamlarında görmek içindi. Daha sonra otobüsümüz yaklaşık 4950 metreye kadar çıktı. Bu kadar yüksekliğe alışık olmayan annemin başı tuttu. Her ne kadar koka şekerleri yesek de, koka yaprakları çiğnesek de yükseklik yine de etkisini gösterdi.

Colca ValleyColca Valley

Vicuñalar ve volkan.

Colca Valley

Vicuñalar.

Colca Valley

4950 metrede Arequipa’yı çevreleyen 3 volkanik dağı panoramik bir şekilde görmek mümkün hatta bu dağlardan bir tanesi sürekli kül ve duman püskürtüyordu. Gerçekten çok güzel bir görüntüydü. Daha sonra tekrar inişe geçtik.

Colca Valley

4950 metre yükseklikte.

Colca Valley

4950 m’de satıcılar.

Colca Valley

Sürekli küller savuran volkan.

Colca Valley

Yareta isimli ilginç bir bitki. 4000-5000 metre yüksekliklerde bulunan bu bitki oldukça sert.
Dokununca tas gibi bir his veriyor.

Colca Valley

Başka bitkilerle beraber hazırlanmış koka çayı. Yükseklik hastalığına birebir.

Colca Valley

İyi şans için üst üste dizilmiş taşlar.

Chivay kasabası 3700 metre yükseklikte bulunuyor. Yani yine de oldukça yüksek. Ve bu kadar kısa sürede bu kadar mesafe çıkıp inmek aslında pek de iyi bir şey değil. Tubik’in başı iyice ağrımaya başladı. Chivay kasabasında öğle yemeği yedikten sonra otele yerleştik. Biraz dinlenip termal banyolara gittik. Banyolardan sonra  tekrardan otele döndük ve birkaç saat dinlendik.

Colca Valley

Chivay yakınlarında bir satıcı kadın.

Colca Valley

Chivay.

Colca Valley

Termal banyolara giderken. Arka planda volkan kül püskürtmeye devam ediyor.

Colca Valley

Termal banyolar-

Bu arada Tubik ’in bas ağrısı iyice artmıştı. Hızlı bir akşam yemeği yiyip dinlenmek istiyorduk. Sabah kahvaltıdan sonra otobüslere binip başka bir kasabaya gittik. Burada alpaka ve lamalarla fotoğraf çekip onları kucakladık. O kadar tatlı ve yumuşaktılar ki. Alpakaları kucakladıktan sonra güney Amerika akbabalarını (condor) izlemek üzere condor tepesine gittik.

Colca Valley

Meydanda dans eden kızlar.

Colca ValleyColca ValleyColca Valley

Sabah 8 ila 9 arası yuvalarından çıkan kuşları izlemek için erkenden bu tepeye gitmek ve yüzlerce turistin arasından iyi bir yer kapmak gerekiyor ve hiç bir zaman bu kuşları görebileceğinin bir garantisi yok. Ama biz şanslıydık. Daha varır varmaz 3 akbaba bizi karşıladı. Daha sonra yakından uzaktan genç yaşlı en az 10 tane condor izleme şansımız oldu.

Colca ValleyColca ValleyColca ValleyColca ValleyColca ValleyColca ValleyColca ValleyColca Valley

Bu kuşları izledikten sonra yol üstünde küçük bir kasaba olan Maca’da durduk. Bu kasaba sismik hareketlerin çok olduğu bir bölge üstünde kurulmuş ve defalarca depremler sebebiyle yıkılmış. Lakin insanlar hala ısrarla bu kasabada yasamaya devam ediyor. Buradan sonra Inkalar’ın inşa ettiği terasları görmeye gittik. Oldukça etkileyici olan bu terasları da gördükten sonra öğle yemeği için tekrar Chivay’a döndük. Yemekten sonra non-stop Arequipa ‘ya dönmek üzere yola çıktık. Akşam 5 civarı şehre vardığımızda oldukça yorgunduk.

Colca Valley

Bütün bu teraslar inkalar tarafından tarım için yapılmış.

Colca ValleyColca ValleyColca ValleyColca ValleyColca ValleyColca ValleyColca ValleyColca Valley

Farklı mısır türleri.

Colca Valley

Ekmek ve Ají (çok acı)

Ertesi gün ben yine midemi üşütmüştüm. Son birkaç gündür de nezleydim. Otelden çıkacak halim yoktu ve akşam gece otobüsü ile Cusco ‘ya gitmemiz gerekiyordu. Otel müdürüyle konuştuk ve odamızı akşama kadar yarı fiyata tuttuk. Bu şekilde bütün günü odada dinlenerek geçirdik. Akşam otobüsü gözümü korkutuyordu. Ateşim de vardı. Ama bir yandan da programı aksatmak istemiyordum. Ne de olsa Tubik ‘in sadece bir haftası kalmıştı. Bu yüzden cesaretimi topladım ve akşam 6’da odadan çıktık ve 8’deki otobüsümüze yetişmek üzere bir taksiye bindik. Yaklaşık 10 saatlik bir yolculuk bizi bekliyor.

Gizemli Nazca çizgileri

Meşhur ve gizemli Nazca çizgilerini görmek üzere sabah erkenden Ica’dan otobüse bindik. Yaklaşık 2,5 saatlik bir yolculuk sonrası Nazca’ya vardık. Burada çantalarımızı tur şirketinde bıraktıktan sonra havaalanına gittik. Nazca şehri Nazca halkının yaklaşık MS 200 ila 600 yılları arasında yaptığı, çölün ortasında bulunan değişik hayvan figürleri ve geometrik şekillerden oluşan devasa çizgilerin bulunduğu şehir. Bu çizgiler o kadar büyük ki onları görmenin en iyi yolu minik pır pır uçaklarla yapılan yaklaşık 35 dakika süren uçuşlar. Bu çizgilerin amacı bugün hala tam olarak bilinmese de en mantıklı açıklama Nazca halkının bu çizgileri bir Açıkhava tapınağı yaratmak amaçlı yaptığı. Ayrıca bu çizgilerin etrafında bulunan bazı insan kafatasları da burada tanrılara insan kurban edildiğini dolayısıyla buraların bir tapınak olarak görüldüğü iddiasını güçlendiriyor. Her ne kadar bazıları bu çizgilerin uzaylılar ile iletişime geçmek amaçlı yapıldığını iddia etse de diğer teori daha mantıklı duruyor. Lakin yine de birçok soru havada kalıyor.

NazcaUçağımız.

En önemli nazca çizgileri bir maymun, bir balina, bir astronot, bir papağan, el, ağaç, bir akbaba, örümcek, köpek, sinek kuşu, çeşitli boyutlarda üçgenler, yamuklar ve kilometrelerce uzunlukta çizgilerden oluşuyor. Uçağa binmeden önce uyarıları dikkate alarak mide bulantısına karşı ilaç aldık.
Ben ayrıca bulantı bantlarımı da taktim ama yine de son 10 dakika oldukça zorlandım.

Nazca

İlk figür balina. Uçaktan görmesi en zor figür bu. Belki de bizi neyin beklediğini bilmediğimiz için.

Nazca

 

Devasa bir üçgen. Fotoğraftan boyutları tam anlaşılmasa da bu fotoğrafların ne kadar yukarıdan çekildiği düşünülürse boyutları daha iyi tahmin edilebilir.

Nazca

Uçaktan genel görünüm. Birçok çizgi kolayca görülebilir.

Nazca

Astronot. Bir tepeye çizilmiş bu figür acaba kime el sallıyor.

Nazca

Upuzun bir çizgi.

Nazca

 

Maymun. 9 parmaklı bu maymun her bir parmağı ile gebeliğin bir ayini temsil ederek bereketi sembolize ediyormuş.

Nazca

 

Köpek. Fotoğraf çok da iyi değil, görmek biraz zor.

Nazca

Sinekkuşu. Nazca çizgilerinin en bilinenlerinden biri.

Nazca

Örümcek.

Nazca

Condor; Güney Amerika akbabası.

Nazca

Panamericana otobanı hem çölü hem Nazca çizgilerini yararak geçiyor.

Nazca

Papağan.

Nazca

Uçakta biz, ben mide bulantımı saklamaya çalışırken.

Bu çizgiler insanın gerçekten de aklini başından alıyor. O kadar gizemliler ki insan bambaşka amaçlarla yapılmış olduğu fikrini aklından çıkaramıyor. Bu çizgileri yaparken ne düşünüyorlardı. Belki gökyüzünde olduğuna inandıkları tanrılarına isteklerini ve korkularını bu yollarla iletiyorlardı, belki de gökyüzünden gelebilecek düşmanlarını korkutmaya çalışıyorlardı, belki gerçekten uzaylılarla iletişime geçmek istemişlerdi veya geçmişlerdi, belki de son derece basit amaçları vardı. Kim bilir. Şimdilik bu sorular havada asili kalmaya devam edecekler.

Nazca

Dokuz parmaklı el ve ağaç çizgisi görünüyor.
Ayrıca bu iki çizgiyi karadan görebilmek için inşa edilmiş bir gözlem kulesi görülüyor.

Uçuştan sonra öğle yemeği yedik  daha sonra el ve ağaç çizgilerini yakından görmek için yaklaşık 50 metre yükseklikte inşa edilmiş bir gözlem kulesine gittik. Buradan çizgileri yakından görmek mümkün. Nazcalılar çölün yüzeyini kaplayan irili ufaklı tasları kenarlara itip toprağın yüzeyini elde etmek istedikleri çizgiler doğrultusunda temizleyerek bu çizimleri gerçekleştirmişler. İnsan yine de bin küsur senede bu çizgilerin nasıl olup da yok olmadığına inanamıyor.

Nazca

El.

Nazca

Başka çizgiler.

Nazca

Tubik ve ben Panamericana otobanında yürürken.

NazcaNazca

Mükemmel düzlükte kilometrelerce ilerleyen çizgiler.
Neden yapılmış acaba?

Nazca

Sonsuzluğa giden çizgi.

Kuleden sonra bir de doğal gözlem yeri olarak kullanılan bir tepeye yürüdük. Buradan da birçok çizgiyi yakından görmek mümkün. Daha sonra yol kenarından bir otobüs çevirip şehre geri döndük. Bir kafeteryada oturarak otobüsümüzü beklemeye başladık. Bu akşam saat 10’da Tubik ilk gece otobüsüne binecek. Yaklaşık 9 saatlik bir yolculuk sonrası Arequipa şehrine gideceğiz…

Nazca

Ica, Paracas doğal parkı ve Ballestas Adaları

Ica Lima’dan otobüsle yaklaşık 4,5 saat mesafede bir çöl şehri. Sabah 10’da bindiğimiz otobüsümüz öğleden sonra bu şehre varıyor. Lima’dan Ica’ya giderken hep kurak topraklarla kaplı yollardan geçiyor otobüsümüz. Burada Jose Luis’in evinde kalacağız. Evi merkezden biraz uzakta. Bizi otobüs durağından alıyor ve evine getiriyor. Odalara yerleştikten sonra tekrar merkeze gidip biraz dolaşmaya, yemek yemeye ve civar bölgelerde yapılacaklar hakkında fikir almaya gidiyoruz. Ayrıca ev sahibimiz de bize Paracas doğal parkını ve Ballestas Adalarını gezmeyi kapsayan bir tur öneriyor. Bu turun fiyatı bize biraz pahalı geldiği için başka yerlere de sormaya karar veriyoruz ama sonuçta Luis’in önerisi en güzeli olduğu için onunla gitmeye karar veriyoruz. Ica’da çöl havasını gerçek anlamda yaşıyorsunuz. İlkbahar olmasına rağmen gündüz hava son derece sıcakken, akşam üzeri oldukça serinliyor ve hırka giymek gerekiyor. Akşam yemeğini yedikten sonra odamıza döndük. Ertesi gün sabah 6:30 da adalara gitmek için yola çıkmamız gerekiyor.

 Ertesi sabah erkenden yola çıktık. Yaklaşık 1 saat uzaklıktaki Islas Ballestas’a varınca bir bota binmek için sıraya girdik. Burada yaklaşık 2 saatlik bir tekne gezintisi ile denizaslanlarını, sula kuşlarını ve pelikanları görmek mümkün. Bu adaların lakabı fakir adamın Galapagos adaları.

Paracas

Pacaras’da kuşlar tekneleri ele geçirmiş.

Paracas

Yunuslar…

Biz her ne kadar Galapagos adalarını görmüş olmakta annemin de bu hayvanları görmesini istiyoruz. Bu yüzden buraya geldik. Ve yunuslar tarafından karşılandık. Etrafımız yunus doluydu. Zıplaya zıplaya yüzüyorlardı. Ayrıca adalar gerçekten de çok güzeldi. Hayvanları görmenin mutluluğunun yanında bu adaları görmekte ayrıca bir sevinç kaynağıydı. Burada ayrıca Nazcalar’a ait olduğu tahmin edilen bir devasa kaktüs çizimini görmekte mümkün. İki saatin sonunda turumuz tamamlandı ve karaya geri döndük.

Paracas

Pelikanlar.

Paracas

Daha çok pelikan.

ParacasParacas

Nazca çizgilerini andıran kaktüs çizimi.

ParacasIcaIcaParacasParacasParacas

Fotoğrafta tam anlaşılmasa da gökyüzü kuşlarla kaplıydı.

ParacasParacasParacasParacasParacasParacas

Ufak bir kahvaltı sonunda Paracas parkını gezmeye gittik. Bu park kum, kum tepeleri, kayalıklar ve denizden oluşan bir doğa harikası. Kızıl plajı gezdik ayrıca Katedral olarak adlandırılan maalesef depremde büyük bir kısmı yıkılmış olan kayaları gezdik. Bol bol fotoğraf çekip öğle yemeği yemeye gittik.

Paracas

Katedral. 2007 yılında depremden büyük zarar görmüş. Eskiden karayla bağlantılıymış.

ParacasParacasParacasParacasParacas

Ve suya girdik.

Paracas

Manzara müthiş.

Üçüncü gün sabah erkenden Luis bize meyve bahçelerini gezdirdi. Değişik mango ağaçlarını ve avokado ağaçlarını gördük. Bu yürüyüşten sonra biraz market alışverişi yaptık.
Bol bol meyve ve akşam yemeği için peynir, ekmek ve zeytin aldık.

Alışverişten sonra bir taksiye binip 5 km uzaklıktaki büyücü köyü Cachiche’ye gittik. Eskiden büyücüleri ve şifacıları ile meşhur olan bu köyde artık hiç büyücü kalmamış. Son büyücü ölmeden önce köyde bulunan devasa palmiye ağacının 7’ci boğumunun çıktığı vakit köyün sular altında kalacağının kehanetinde bulunmuş. Gerçekten oldukça ilginç bir sekle sahip, yılan gibi yerde kıvrılan bu palmiye ağacının yedinci boğumu çıktığı zaman köyün yakınındaki nehir tasmış ve köy sular altında kalmış. Bu zamandan beri de bu ağacın yedinci boğumunun büyümesine izin verilmiyor, hep kesiliyormuş. Bu köyde tarot falı bakanlar olsa da artık hiçbiri orijinal büyücü veya şifacı değilmiş. Bu yüzden biz de fazla vakit kaybetmeden geri döndük.

Ica

Son meşhur büyücü Julita’ya adanmış heykel.

Ica

Ica

Yedi boğumlu palmiye. Devasa bir yılanı andırıyor.

Ica

Köyün meydani. Asılmış bir büyücü heykeli var.

Bu sefer istikamet Huacachina. Çölün ortasında bir vaha olan Huacachina’da boogy denilen büyük ATV benzeri araçlarla kum tepelerinde gezmek ve sandboarding yapmak istiyoruz. Saat 4 için turumuzu ayarlayıp tur saatini beklemek üzere vaha gölüne bakan bir kafeterya ’da kahvelerimizi yudumlamaya gittik. Saat 4’de bu çok gürültülü ve büyük ATV’lere binip kendimizi kum tepelerinde bir gezintiye verdik. Toplam 10 kişinin bindiği bu araçlarla tepelerin üstünde gondol gibi gidip geldik. Gerçekten de çok eğlenceliydi. İrili ufaklı birçok tepecikten sandboardlarla kaydıktan sonra tepelerin ardından güneşin batışını da seyredip vahaya geri döndük.

HuacachinaHuacachinaHuacachinaHuacachinaHuacachinaHuacachinaHuacachinaHuacachinaHuacachinaHuacachina

Buradan tekrar bir taksiye binerek otele geldik. Akşam avokado, domates, peynir, salatalık, ekmek ve meyveden oluşan leziz yemeğimizi hazırlayıp yedikten sonra, çantalarımızı hazırlayıp yatmaya gittik. Yarın istikamet Nazca…