Amerikalı emeklilerin şehri Cuenca

Latacunga’dan Cuenca ’ya otobüsle yaklaşık 6 saatte varılıyor. Biz Cuenca ‘ya vardığımızda akşam üzeriydi. Hostal Hogar Cuancana adli hostelimize yerleştikten sonra yemek yemek için sokaklara attık kendimizi. Cuenca ‘ya vardığımız gün cumartesi olduğu için sokaklar insan doluydu. Birçok bar ve restorandan müzik sesleri geliyordu.

Sokaklarda restoran aranırken küçük bir İtalyan restoranı bulduk ve denemeye karar verdik. Verdiğimiz en iyi kararlardan biriydi. Aylardan beri böyle leziz yemek yememiştik. Yemekten sonra otelimize döndük ve uzun bir uykuya daldık. Aslında ertesi gün planımız inka arkeolojik  kalıntılarının olduğu Ingapirca’yı ziyaret etmekti. Lakin buraya giden otobüsler saat sabah 9’da ve biz o kadar uykusuzduk ki kalkamadık.

Sabah bütün kirlilerimizi yıkamaya verdikten sonra pazar günümüzü tembel tembel şehirde dolanarak geçirmeye karar verdik. Birçok yer pazar günü olması sebebiyle kapalı olsa da yine de bir Avrupa şehri kadar ölü değildi.

CuencaCuencaCuencaCuencaCuencaCuencaCuenca

Eski kolonyal şehri gezdik, daha sonra nehir kenarına indik ve oralarda dolandık. Nehir kenarında yürürken güzel bir lokanta bulduk. Burası bir Amerikan (USA) lokantasıydı ve yaşlı Amerikalılarla doluydu. Oldies but goldies… Cuenca’ da yaklaşık 10000 Kuzey Amerikalı yaşıyor. Kuzey Amerikalılar tarafından sevilen bir emeklilik sonrası yerleşim yeri olan bu şehirde Kuzey Amerikalıların çoğunlukla yaşadığı bölgeye Gringoland diye ad bile konulmuş (Gringo Güney Amerika’da Kuzey Amerikalılar için kullanılan bir lakap). Biz de bu lokantada yemek yemeye ve bir sonraki duraklarımızı planlamaya karar verdik. Lokantada maç gösterimi olduğu için bütün emekliler doluşmuştu. Herkes birbirini tanıyordu ve çok eğleniyorlardı. Birkaç saat oturduktan sonra gürültüye daha fazla dayanamadık ve kalktık. Gezinmeye devam ettik.

Üçüncü günümüz yine tembel bir gündü. Sabah erken kalkamadık bir evvelki gün gibi bunun sonucu Ingapirca son günümüze kaldı. Bu günü de tembel tembel şehrin başka yerlerinde dolanarak, bir kafeterya ‘da lezzetli empanadalar yiyerek, daha sonra alışveriş merkezinde dolanarak geçirdik. Hava kararmadan evimize dönmek istiyorduk.

Akşam Jotabe’nin annesinin doğum günü hediyesi olarak yolladığı parayla sik bir yemek yemeye karar verdik ve bir Arjantin lokantasına gittik bu sefer. Evet, dünyanın her türlü mutfağından yiyoruz. Tabii ki Ekvador mutfağından da yiyoruz ama arada böyle değişiklikler yapmak gerekiyor. Bir de benim vejetaryenliğim sorun oluyor bazen. Buralarda çok et ağırlıklı besleniyorlar. Bu lokantada aylardan sonra ilk defa şarap içtik. Tadını nasılda özlemişim. Valla paramız kısıtlı diye en fazla bira içebiliyoruz.

Son gün sonunda sabah erkenden kalkabildik ve Ingapirca’ya gitmek üzere dokuz otobüsünü yakaladık. İki saat süren yolculuk sonunda Cañar bölgesine vardık.

CuencaCuencaCuencaCuenca

Saat tam 12.

Cuenca

Aslen Cañar yerli halkının yaşadığı daha sonra ise Inkalar’ın yerleştiği bu bölge Ekvador’daki en büyük arkeolojik kalıntı. Özellikle güneş tapınağı oldukça ihtişamlı. Cañar halkı aya tapıyormuş ve bir ay tapınakları varmış, Güneşe tapan Inkalar bu bölgede kontrolü ele geçirince Cañar halkının ay tapınağının üzerine kendi güneş tapınaklarını dikmişler. Bu iki halk burada Inka prensinin  Cañar prensesiyle evlenmesi  sonucunda barış içinde yasamaya karar vermişler. Ayrıca bu şehirde oldukça gelişmiş bir su dağıtım sistemi kurmuşlar.

Cuenca

İnsan suretine burunmuş kaya.

Cuenca

Hadi suratı burada da bulun.

Cuenca

Burada saklanmış bir kaplumbağa mı var acaba?

CuencaCuenca

Canelazo içerken! Alkollü bir içecek.

Cuenca

Çılgınca sevişen lamalar.

Ingapirca seyahati sonunda öğlen otobüsle şehre geri döndük. Akşam yemeğinden sonra bavulları hazırladık ve ertesi gün yola çıkmak üzere yatağı boyladık. Artık Ekvador ziyaretimizin sonuna geldik diyebiliriz. Yarın Loja’ya gideceğiz. Burada bir gece kalacağız çünkü sınırı akşam geçmek istemiyoruz. Ertesi gün sabah erkenden sınırı geçmek üzere otobüse bineceğiz ve Peru’ya ilk adimi atacağız. Peru’da ilk durağımız sadece geceyi geçirmek amaçlı Piura sınır şehri. Oradan Trujillo ve Huanchaco ‘ya ilerleyeceğiz. 🙂

Latacunga ve Quilotoa Loop trekkingi

Latacunga Otavalo’dan otobüsle yaklaşık 3,5 saat mesafede bulunuyor. Bu küçük şehir Cotopaxi volkan dağına ve Quilotoa volkan dağına yakınlığıyla olduğu kadar Mama Negra festivaliyle de meşhur. Biz şansımıza tam da bu meşhur festivalin olduğu zamanda şehre vardık. Festival 23 ve 24 Eylül tarihlerinde iki gün sürüyor ama iki gün de hemen hemen ayni olduğu için biz 23 Eylül’de festivale katılmaya 24 Eylül’de de 2 gece 3 gün sürecek Quilotoa volkan dağı trekkingini yapmaya karar verdik.

Latacunga

Hostelin terasından manzara.

Latacunga

Cotopaxi dağı.

Bu şehirde Hostal Tiana’da kaldık. İlk kaldığımız odanın kendi banyosu vardı ama ikinci gün ortak banyolu odaya geçmemiz gerekiyordu. Açıkçası ortak banyolu odaya geçtiğimiz için ben çok mutlu oldum. Ekvador’da genel bir sorun tuvalet kokusu. Boruların eskiliği mi yoksa kotu kanalizasyon sistemi mi bilemiyorum ama tuvaletlerden genelde çok ağır olmasa da rahatsız edici bir koku gelebiliyor.

İkinci gün ise sabah erkenden festivali izlemeye gittik. Son derece renkli olan bu festival aslında şehri daha evvel iki kere yerledir eden volkan dağının son patlamasına engel olduğuna inanılan bir kutsal bakireyi anmak amaçlı yapılıyor. Ama festivalin içeriğine bakınca bu hikâye ile bağlantı kurmak oldukça zor. Rengârenk yöresel kıyafetler giymiş kadınlı erkekli gruplar arkalarında bir bandonun eşliğinde yollarda ilerliyor ve dans ediyor.

LatacungaLatacungaLatacunga

Bu grupların her biri belki 40 kişiden oluşuyordu ve bence en az bir 30 grup vardı. Her grubun kendi bandosu ve dansçıları var.

LatacungaLatacunga

Her grupta ayrıca içinde bir bütün olarak pişirilmiş kocaman bir domuz, etrafına dizilmiş tavuklar, hindiler, Gine tavşanları ve alkol şişeleri bulunan, tahminen 150kg’i bulan, devasa bir fıçıyı sırtında taşıyan bir adam bulunuyor. Bu adamlara zorlu görevleri sırasında yardım etmek üzere iki kişi eşlik ediyor, bir de arkasında yorulduğunda fıçıyı üstüne koyması için bir masa taşıyan üçüncü bir adam bulunuyor. Açıkçası bu domuzların görüntüsü benim için fazlasıyla korkunçtu. Bakmakta zorlandım.

Latacunga

Zavallı domuzcuk ve onu taşıyan ekip.

Konvoyun sonunda tabii ki festivale adını veren mama negra (siyah anne) bir at üstünde arzı endam ediyor. Mama negra suratı siyaha boyanmış, bir elinde bir oyuncak bebek diğer elinde biberonumsu bir şişe bulunan bir adam. Bu adam at üstünde izleyenlerin yanından geçerken biberonun içindeki sütü insanlara sıkıyor.

Latacunga

Mama Negra atıyla geliyor.

Bir başka grup ise şamanlar. Ne kadar gerçek oldukları şaibeli bu şamanlar seyircilerden birini aralarına alarak ellerindeki sopalarla etrafında dönerek onu kutsuyorlar. En sonunda da ellerindeki alkol şişesinden bir yudum alarak ortadaki kişinin üstüne tükürüyorlar. Bu servisin ücreti ise 50 cent. Gayet ucuz bir kutsanma.

Latacunga

Şamanlar kutsama esnasında.

Bu eğlence sabahtan akşama kadar sürdü. Gece de havai fişekler atıldı. Ertesi sabah erkenden kalktık, büyük sırt çantalarımızı otelin deposuna bıraktık. Yanımıza birkaç tişört, pijama, polar, yağmurluk ve yiyecek bir şeyler alarak otobüs durağının yolunu tuttuk. Yürüyüşe başlayacağımız nokta otobüsle şehirden 2,5 saatlik bir mesafedeydi. Quilotoa krater gölünün tepesine ulaştığımızda yaklaşık 3800m yükseklikte bulunuyorduk ve hava oldukça soğuktu. Eldivenler, berelerle manzarayı biraz izledikten sonra yürüyüşümüze başladık.

Quilotoa

Quilotoa krater gölü.

Saat 11:30’u gösteriyordu ve önümüzde yaklaşık 5 saatlik bir yürüyüş vardı, tabii kaybolmazsak. Bu yürüyüş parkuru her ne kadar otel sahipleri tarafından işaretlense de turistlere rehberlik yapmak ve bu sayede para kazanmak isteyen köylüler tarafından işaretlerin sürekli kaldırılması sebebiyle kafa karıştırıcı olabiliyor. Bizim elimizde otelden aldığımız bir yol tarifi ve küçük bir harita vardı. Yön bulma yeteneğimize güvenerek yola çıktık ve akşam karanlığı çökmeden otele varmayı umduk. Ama daha ilk 10 dakika sonunda yolların ve tarifin hiç de açık olmadığını anladık. Kafamız karışmış etrafa bakarken, kafası karışmış 3 turistle karşılaştık. İki Amerikalı ve bir Hollandalıdan oluşan bu küçük grupla güçlerimizi birleştirmeye karar verdik. En azından kaybolursak daha büyük bir grupla kayboluruz diye düşündük. Yaklaşık ilk bir saat sonunda bir sürprizle karşılaştık. Jotabe ’ye doğum günü hediyesi vermek isteyen bir köpek onu paçasından yakaladı. Neye uğradığını şaşıran Jotabe’nin yardımına koştuk tabii hemen. Neyse ki yola çıkmadan kuduz aşısı yaptırmıştı, bu sayede çok da panik olmamıza gerek kalmadı. Yarasını oksijenli su ve anti bakteriyel bezlerle temizledik. Bu civarda gene turistlere rehberlik yapmak isteyen köylüler köpeklerini onlara saldırmak üzere eğitiyorlar bu sayede turistleri korkutarak onlara bir nevi zorla hizmetlerini sunuyorlar. Bu küçük ısırık sonunda hepimiz elimize birer sopa aldık. Gerçekten de yol boyunca birçok köpek havlayarak bize koştu biz de onları sopalarımızla korkuttuk.

QuilotoaQuilotoa

Burası benim evimmiş.

QuilotoaQuilotoa

İlk günün son iki dakikası sadece iki dakikalık yolumuzun kaldığını bilmeden yaptığımız otostop. Binmemiz ve inmemiz bir oldu. Ama değdi.

İlk günün kalanını başka bir kazaya uğramadan atlattık ve otelimize vardık. Chugchilan köyünde Cloud Forest hostelde akşam yemeği ve kahvaltı dahil yerimiz hazırdı. Süper leziz ve doyurucu akşam yemeğinin sonunda odalarımızda dinlenmeye çekildik.

Quilotoa

Cloud forest hostel.

İkinci gün daha da zorlayıcı oldu. Elimizdeki yol tarifi o kadar kötüydü ki bir noktada kaybolduk. Balta girmemiş dikenli dalların ve çamurların arasında bir süre yürüdükten sonra tam  yolu bulduğumuzu sandığımızda anladık ki bir yuvarlak çizip aynı noktaya gelmişiz. Karşı vadide bir ev bulunuyordu. Bu evdeki köylülere seslendik ve yolu anlamaya çalıştık. Neyse ki sonunda yolu bulduk.

QuilotoaQuilotoa

Minik eşek yavrusu. Tüyleri o kadar yumuşaktı ki. Tam bir pelüş.

Quilotoa

Köpeklerden korunma yöntemi olarak sopalar. Tabii vurmak için değil.

Quilotoa

Bu kaybolmanın da etkisiyle yaklaşık 7 saat süren yürüyüşümüz sonunda Isinlivi köyünde Taita Cristobal adli hostelimize geldik. Yine akşam yemeği ve kahvaltı ücrete dâhildi. Akşam yemeğimizi beklerken küçük oturma alanındaki sobayı yaktık ve etrafına yerleşip bitmek bilmeyen Çin daması oyununu oynamaya başladık. Bu oyun herkesin kazanmak üzere olan oyuncuya karşı birleşmesi sonucu bir türlü nihayete eremedi. En sonunda berabere ilan edip oyunu bitirdik.

Sabah son gün için erkenden kalkıp kahvaltı ettik. Maalesef Amerikalı kız midesini üşüttüğü için yürüyebilecek halde değildi. Bu çift bir gece daha otelde kalıp dinlenmeye karar verdi. Biz de onlara veda etmek zorunda kaldık.  Bu köy ve otel sahipleri o kadar tatlı ve huzur doluydu ki, vaktimiz olaydı da bir geceden fazla kalabilseydik diye düşündük. Ayrıca odalar o kadar temiz, yemekler o kadar lezizdi ki, herhalde bu seyahatin başından beri kaldığımız en iyi yerdi. Ayrıca fiyat da diğer yerlere göre daha düşüktü.

Quilotoa

Köy ilkokulunu ziyaret. Tavşana tavşan. Uyanık seni…

Jotabe, ben ve Hollandalı genç dönüş yoluna geçtik. Son gün oldukça kısaydı. 3 saat sonunda Sigchos köyüne vardık ve buradan Latacunga ’ya dönmek üzere otobüse bindik. Latacunga ’da aynı otelde bir gece daha geçirdik. Ertesi gün istikamet Cuenca…

QuilotoaQuilotoa

Son tırmanıştan evvel ufak bir dinlenme.

Quilotoa

Etnik pazarı ile meşhur Otavalo

Otavalo Quito’dan iki saat uzaklıkta cumartesi marketiyle meşhur bir şehir. Galapagos adalarından döndükten sonra vakit kaybetmeden havaalanından otobüsle direkt bu şehre gitmeye karar verdik. Otobüs tamamen dolu olduğu için yolculuğumuzu ayakta geçirmek zorundaydık. İlk olarak El Rincon del Viajero adli bir hostele yerleştik ve geceyi dinlenerek geçirdik.

OtavaloOtavalo

Ertesi sabah bu meşhur marketi görmek üzere erkenden kalktık. Bu marketin özelliği Otavalo’da ve civar köylerde yasayan yerli halkın bu markete gelmesi ve mallarını satması. Birçok otantik giysili kadın ve erkek görmek mümkün maalesef fotoğraf çekmek sorun olduğu için çekemedik.

Market gerçekten çok büyüktü ve birçok değişik yöreye özgü yerli insan ve değişik otantik kıyafetler görmek mümkündü. Lakin Ekvador’da halkın büyük kesimi hala yöresel kıyafetleriyle gezmeye devam ediyor bu sebeple amaç bu kıyafetleri görmek ise bunun için Otavalo ’ya kadar gitmeye pek de gerek yok.

OtavaloOtavalo

Öğleden sonra Peguche adli son derece küçük bir köyü ve köyün yakınındaki şelaleyi görmeye gittik. Yürüyerek yaklaşık yarım saatlik mesafedeki bu şelale oldukça küçük, köy ise sıradan.

OtavaloOtavalo

Ayrıca birinci gecenin sonunda hostelimizin verdiği hizmete göre oldukça pahalı olduğunu düşünerek daha ucuz ve merkezi olan Flying Donkey adli hostele geçtik. Bu şehirdeki son günümüzde ise otobüsle yaklaşık 40 dakika mesafede bulunan Cuicocha adli volkanik krater gölünü görmeye gittik. Bu krater gölünün etrafında yaklaşık 4 saat süren bir trekking yapmak mümkün ki biz de bunu yaptık.

OtavaloOtavaloOtavaloOtavaloOtavalo

Yürüyüşümüzün sonunda otelimize döndük, otelin terasında biramızı içerek rahatladıktan sonra ertesi gün yola çıkmak için bavullarımızı hazırladık ve kendimizi uykunun kollarına bıraktık. Sırada Latacunga var…

Darwin ve Galapagos adaları

image

Galapagos adaları anakaradan 1000km açıkta bulunan ve 18 büyük ada ve birçok küçük adacıktan oluşan bir adalar zinciri. Galapagos adaları tamamen volkanik patlamalar sonucu oluşmuş. Üç farklı tektonik tabakanın buluştuğu bir noktada bulunmanın haricinde Galapagos adaları ayrıca volkanik sıcak nokta üzerinde bulunuyor. Volkanik sıcak noktalar yerkabuğunun zayıf olduğu noktalar ve bu noktalardan bazen volkanik patlamalar sonucu magma çıkıyor. Bu çıkan magmalar deniz suyunda soğuyarak tepeler oluşturmaya başlıyor. Her patlamayla bu tepeler yükseliyor ve deniz altında dağlar oluşturmaya başlıyor. Ve sonunda bu dağlar o kadar yükseliyor ki su yüzeyine varıyorlar. Bu şekilde volkanik adalar oluşuyor. Galapagos ’ta bu adalar tektonik tabakaların hareketleri sebebiyle yavaş yavaş ilerliyor ve her sene 3cm daha anakaraya yaklaşıyor. Bu ilerleme sonucu volkanik sıcak notadan uzaklaşıyor ve adanın büyümesi de duruyor. Oluşan ada zamanla rüzgâr, deniz ve dalgalarla beraber aşınıp küçülmeye başlıyor. Adanın sonu tekrar yok olmak oluyor. Volkanik sıcak nokta ise aktif bir şekilde yeni adalar oluşturmaya devam ediyor ve oluşan yeni adalar eski adalar gibi yavaş yavaş anakaraya ilerliyor. İşte Galapagos adaları bu şekilde oluşmuş. En eski ada olan Espanola adası 3,5 milyon yaşında ve artık aşınmalar sonucu iyice küçülmüş ve yok olmak üzere. Fernendina adası ise en geç ada ve hala oldukça aktif.

GalapagosGalapagos

Adaların çoğunda insan yerleşimi yok. Bunun sebepleri arasında adaların uzun yıllar lanetli olarak görülmüş olması, daha sonra tatlı su bulmanın çok zor olması ve en son olarak adaların doğal park ilan edilmesi ile yerleşimin oldukça kısıtlanmış olması yer alıyor. Sadece 4 adada yerleşim var ve bu adalarda da yerleşim alanları kısıtlı. Adaların her yerine ev yapmak mümkün değil ayrıca artık dışarıdan gelip adalara yerleşmek de mümkün değil.

Adalar ilk olarak korsanlar ve balina avcıları tarafından keşfedilmiş ve onlar tarafından gemi tadilatı yapmak veya saklanmak gibi amaçlarla kullanılmış. Daha sonra bir papaz bu adaları tesadüf eseri keşfetmiş lakin tatlı su bulamadığı için bu adalara mecburi sığınan gemi tayfasından birçok kişi ölmüş, kalanlarda kaktüs emerek ayakta kalmış ve kurtarılmayı beklemiş. Adalarda zamanla kolonileşme başlamış.

GalapagosGalapagos

Floreana adasına daha sonra bir alman dişçi ve sevgilisi yerleşmiş. Alman dişçi adaya yerleşmeden evvel ilerde sorun yasamamak için bütün dişlerini sökmüş ve kendine metalden takma diş yapmış. Sıkı vejetaryen olan bu dişçi adaya yerleştikten birkaç yıl sonra tavuk zehirlenmesinden ölmüş.  Adaya ayrıca zengin bir barones ve üç sevgilisi gelmiş. Gayet despot olan bu barones adada kimse tarafından sevilmiyormuş daha sonra bilinmez sebeplerle ortadan yok olmuş, tahminen öldürülmüş. Adanın ilk yerlilerinden bir çift ise hala adada yaşıyor.

GalapagosGalapagos

Adaya yerleşen insanlar adanın doğasını oldukça bozmuş. Burada yasamak için ektikleri bitkiler adanın doğal bitki örtüsünü bozarken, adaya getirdikleri köpek, at, eşek ve özellikle keçi gibi hayvanlar hem bitki örtüsünü katletmiş hem de yerli hayvanlara zarar vermiş. Ayrıca balina avcıları zamanında da yaklaşık 200000 kadar kaplumbağa avlanmış ve yenmiş. Bu yüzden adada 20000 kadar kaplumbağa kalmış. En çok zarar veren hayvanlar ise keçiler olmuş. Kaplumbağaların yemeğini yiyen keçiler onların açlıktan ölmesine sebep olmuş. Bu sebeple adada büyük bir keçi temizleme avı başlatılmış ve binlerce keçi öldürülmüş.

Ayrıca maalesef adada yasayan insanlar büyük gemilerle adaya motorlu araçlar ve değişik yiyecek içecekler getiriyor. Adaya getirilen her şey beraberinde fareden tut değişik böcek ve bitkilerin adaya ulaşmasına sebep oluyor ve adanın kendi ekosistemini bozuyor. Adalarda insan etkisini azaltmak için birçok önlemler alınıyor. Aksi halde bu doğallığın kaybolması an meselesi.

Galapagos adaları jeolojik özelliklerinin yanında en çok Darwin’in evrim teorisi ile anılıyor. Charles Darwin Beagle adlı gemi ile yaptığı 5 yıl süren seyahatleri sırasında Galapagos adalarına da uğruyor. Bu adalarda yaptığı geziler sırasında birçok bitki ve özellikle ispinoz kuşları topluyor. Daha sonra yaptığı araştırmalar sırasında bu ispinoz kuşlarının anakaradakilerle ayni familyadan geldiğini lakin farklı gaga özellikleri gösterdiğini fark ediyor. Bunu kuşların adanın koşullarına uyum sağlaması olarak görüyor. Bir şekilde anakaradan gelen ispinoz kuşları adada hayatta kalmak için değişmek zorunda. Değişemeyen kuşlar yok olurken değişim göstererek adanın koşullarına uyum sağlayan kuşlar hayatta kalıyor ve üremeye devam ediyor. Bu şekilde daha değişik ama hala ispinoz kuşu olan yeni bir tür oluşuyor. Buna doğal seleksiyon deniyor. Bu şekilde Charles Darwin her canlının bir yaratan tarafından olduğu gibi yaratılmadığını, canlıların başka türlerden evrimleştiğini kanıtlamış oluyor.

image

Meşhur ispinoz kuşu.

Peki, bu canlılar ilk olarak bu adalara nasıl geldi? Kuşlar tabii ki uçarak anakaradan bu adalara ulaşmış ilk olarak. İguana, kertenkele ve kaplumbağa gibi canlılar büyük ihtimalle okyanusa düsen ağaç kütükleri üzerinde bu adalara ulaşmış. Bu canlılar uzun süre susuzluğa dayanabiliyor ve deniz suyu onlara bir zarar vermiyor. Adalarda hiç kurbağa bulunmuyor. Bunun sebebi tatlı suya ihtiyaç duyan kurbağaların okyanusun tuzlu sularında günlerce süren bir seyahati canlı olarak bitiremeyecek olması. Deniz kaplumbağaları, balıklar ve denizaslanları anakaradan yüzerek ulaşmışlar. Özellikle denizaslanları Kaliforniya denizaslanları ile akraba ama tabii ki onlarda doğal seleksiyon sonucu bazı değişimlere uğramışlar. Gene bazı bitki türleri ağaç kütükleri üzerinde seyahat etmiş ya da bu bitkilerin tohumları rüzgârlar veya kuşlar yardımı ile adaya taşınmış olabilir. Adada yaşayan bütün canlılar anakaradan buraya ulaşmış ve evrimleşmiş.

Galapagos adalarında  deniz kaplumbağaları, denizaslanları, dev kara kaplumbağaları, deniz iguanaları, kara iguanaları, kertenkeleler, yengeçler, birçok değişik balık türleri, balinalar, köpekbalıkları, penguenler görmek mümkün. Kuş türleri olarak en çok ispinozgiller, mavi ayaklı sulalar, kırmızı ayaklı sulalar, pelikanlar ve pelikanlarla akraba fregat kuşları, atmacalar gözlemleniyor. Adadaki canlılar insanlarla gerçek anlamada beraber yasamadığı için ve onlar tarafından avlanmadıkları için insanlardan korkmuyorlar. Bu sayede hayvanları yakından incelemek mümkün lakin adanın vahşi doğasını bozmamak ve sürprizlerle karşılaşmamak için 2 metreden fazla yaklaşmamak ve kesinlikle dokunmamak, beslememek gerekiyor.

Galapagos

Galapagos

Kara iguanası.

Galapagos

Mavi ayaklı sula.

Galapagos

Kara iguanası.

Galapagos

Dişi fregat kuşu.

Galapagos

Erkek fregat kuşu.

Galapagos

Denizaslanı.

Galapagos adalarını gezmek için iki yol var. Birincisi adada bir otelde kalıp, günübirlik botlarla diğer adaları ziyaret etmek, ikinci seçenek ise bir gemide kalmak. Gemide kalmak daha avantajlı çünkü daha uzak adalara gitmek mümkün. Günübirlik turlarla ancak yakın yerler ziyaret edilebiliyor. Biz La Pinta adli cruise gemisinde yedi gece sekiz gün kaldık.

Turu son dakika ayarladığımız için yüzde kırk daha ucuza gelmiş oldu üstelik Quito’dan adalara uçak bileti de dâhildi. Eğer zaman sorunu yaşanmıyorsa son dakika turlarını ayarlamak bütçeyi delmemek için en uygun yöntem. Bu gemi beş yıldızlı otel konforundaydı. Kahvaltı ve öğle yemeği açık büfe, akşam yemeği a la carte. Ayrıca bana şahane vejetaryen seçenekler sundular. Bunun haricinde istediğiniz zaman cay, kahve ve soft drinks ücrete dahildi. Her ada ziyareti sonrasında küçük kanepeler ve meyve suları ikram edildi. Gemide doktorda bulunuyordu ayrıca deniz tutmasına karşı ilaç da veriyorlardı ki bu benim çok isime yaradı. Eylül ayında deniz bayağı bir dalgalı oluyor. Bunların haricinde wet suit ve şnorkel de verildi herkese.

GalapagosGalapagosGalapagos

Her sabah 7 de klasik müzik eşliğinde uyan dirildik. 7:30’da kahvaltı ettik, saat 8:30 gibi küçük surat motorlarına binip yeni bir adaya indik. Burada vahşi doğayı gözlemledik, hayvanlarla haşır neşir olduk, bol bol fotoğraf çektik. Sonra saat 10 gibi gemiye geri döndük. Saat 10:30’da wet suitlerimizi giyip, şnorkellerimizi alıp derin su yüzüşüne gittik. Bu yüzüşler esnasında köpekbalıkları, denizaslanları etrafımızda gezindi. Saat 12 gibi gemiye geri döndük. Öğle yemeğinden sonra 14:30 civarı tekrar motorlara atlayıp başka bir adaya geçtik. Yaklaşık 2,5 saatlik yürüyüş sonrası tekrar gemiye döndük. Akşam 7 gibi ertesi günün programı ve bazı bilgilendirici konuşmalar yapıldı. 7:30’da akşam yemeği ve boş vakit. Yani anlayacağınız günlerimiz oldukça doluydu. Ama yine de şnorkel sonrası donmuş vücutlarımızı geminin jakuzisinde ısıtacak vakit bulabildik. :)) Ayrıca bazı dalışlar sırasında deniz o kadar dalgalıydı ki insan ilk basta biraz da olsa ürkebiliyordu.

Galapagos

Penguen.

Galapagos

Deniz kaplumbağası.

Galapagos

Pelikan.

GalapagosGalapagos

Deniz iguanası.

Galapagos

Lava kertenkelesi.

Galapagos

GalapagosGalapagos

Galapagos

Yüzlerce deniz iguanası.

GalapagosGalapagos

Denizaslanı ve lava kertenkelesi.

Galapagos

Kanatsız karabatakgillerden bir kuş.

GalapagosGalapagos

Galapagos

Bu turlar sırasında  ve gemide yemeklerde genelde bir İsviçreli doğa fotoğrafçısı kadın ve İspanyol orta yaşlı doktor bir çift ile takıldık. Gemide 3 tane doğa bilimcisi vardı. Üçü de oldukça bilgili ve eğlenceli kişilerdi.

Galapagos

Motorla adaya giderken.

Galapagos

Kırmızı kumsal.

Galapagos

GalapagosGalapagosGalapagosGalapagosGalapagos

Galapagos

GalapagosGalapagos

Flamingo.

GalapagosGalapagosGalapagosGalapagosGalapagos

GalapagosGalapagosGalapagos

Dev kara kaplumbağası.

Yani kısacası Galapagos adalarında şahane vakit geçirdik. Her gün denizaslanlarıyla bakışmak, iguanaların ve kaplumbağaların sakinliğiyle ve yavaşlığıyla sakinleşmek kuşların ve balıkların renklerinde neşe bulmak çok güzeldi. Özellikle şnorkel yaparken daha da yakınlaşma firkati bulduk. Meraklı denizaslanları etrafımızda dönüp bizi izledi, deniz kaplumbağaları her zamanki sakinlikleriyle aramızdan bizi umursamadan geçti ve köpekbalıkları önce bizi korkutsa da sonra deli gibi onları takip edip hayranlıkla onları izlememize ve korkumuzu tamamen unutmamıza sebep oldu. Karabataklar biz suyun altındayken sulara dik dalışlar yaptık ve önümüzde balık avladı. Kısacası her ani huzur, heyecan, neşe ve hayranlıkla geçti.

Umarım insanlar bu adaları daha fazla etkileyemez ve bu güzellik uzun yıllar böyle devam eder. Hayatimin en güzel ve en ilginç günlerini burada yaşadım diyebilirim ve kesinlikle herkesin ölmeden evvel görülmesi gereken yerler listesinde bulundurmasını tavsiye ederim.

Galapagos

GalapagosGalapagos

Atmaca.

GalapagosGalapagos

Kırlangıç kuyruklu martı.

Galapagos

Süt emen bebek denizaslanı ve şaşkınlıkla izleyen kanarya.

Galapagos

Yerleşimin olduğu Santa Cruz adaşından balık pazarı görüntüsü. Kedi ve köpek yerine denizaslanı ve pelikanlar.

Quito ve Ekvator çizgisinde yürümek

Sabah taksiyle Ipiales’ten çıktık yollara ve Ekvador sınırını geçtik. Tabii ki sırt çantalarımızı patates çuvallarına yerleştirdikten sonra. Bu aralar sırt çantalı turistten çok sırt çuvallı turistler gibiyiz. Ekvador-Kolombiya sınırı uyuşturucu kaçakçılığının olduğu bir sınır. Bu yüzden kimse çantalarımıza bizden habersiz bir şeyler tıkıştıramasın diye bu önlemi almak zorundayız. Ve sınırı geçer geçmez otogara gitmek için bindiğimiz dolmuş narkotik polisi tarafından durduruldu ve böylece ilk aramamızı yasamış olduk. Narkotik polisi ve köpekleri sınır civarlarında neredeyse her köse başında bekliyor. Neyse ki bizim dolmuştan bir şey çıkmadı da yolumuza devam edebildik. Otogar oldukça küçük ve döküntüydü. Bindiğimiz otobüs ise ondan beterdi.

Ekvador Kolombiya ile kıyaslandığında oldukça fakir. Ama insanlar yine yardımsever ve güler yüzlü. Bu sınır kasabasından Quito ’ya varmamız otobüsle yaklaşık 6 saat sürdü. Yolculuğun başında otobüsümüz narkotik tarafından tekrar durduruldu, Pasaport kontrolü ve bavul araması yapıldı. İnsan bu aramalar sırasında kendinden şüphe ediyor bazen. Ya bir şey varsa bavulumda diye bir küçük panik yasayabiliyor. Neyse ki bu aramadan da otobüsümüz anlının akıyla çıktı da yolumuza devam edebildik. Quito’da tarihi eski şehirde Community Hostal’da 3 gece yerimizi ayırtmıştık.

Quito

Odamızın manzarası.

Hostel her ne kadar temiz dursa da yaklaşık 10 üstü kişi ayni banyoyu paylaştığı için bayağı bir sorun yaşadık. Özellikle sabahları tuvalete gitmek bir işkenceydi. Duş alanların çıkmasını beklerken zorlu anlar yasadık. Quito’da Medellin ve Bogota’da da yaptığımız gibi bedava tarihi şehir turuna katildik. Bu turda büyük marketi gezdik.

Quito

Büyük markette kahvaltı keyfi.

Meyve sularının tadına baktık, başbakanlık binasının koridorlarını dolandık. Bir şekercide durup değişik tatları denedik.

QuitoQuitoQuitoQuitoQuitoQuitoQuito

Quito’nun gecekonduları.

Daha sonra bronzdan oymalar kakmalar yapan bir zanaatkârın atölyesini gezip nasıl çalıştığını izledik.

Quito

Ekvador dünyaya petrol ve muz ihracatının yanında çok kaliteli kakao çekirdeği ihracatı yapıyor. Hatta çoğu İsviçre çikolatası en kaliteli çikolatalarını Ekvador kakaosundan üretiyor. Biz de küçük bir çikolata evini gezdik. Burası İsviçreli bir çikolata sevdalısının yeri. Ekvadorlu bir kadınla evlenip buraya yerleşmiş ve Quito’nun bohem bölgesi La Ronda’da küçük bir çikolata pastanesi açmış. Burada kakaodan çikolatanın üretimine giden yolu anlatan bir belgesel izledik ve ayrıca çikolatalarının da tadına baktık. Çikolata üretimi kahve üretimiyle hemen hemen ayni adımları kapsıyor. Kakao çekirdekleri meyvesinden çıkarılıp, fermente ediliyor. Daha sonra yaklaşık bir hafta güneşte kurumaya bırakılıyor. Daha sonra kavrulan çekirdekler çekiliyor. Toz halindeki kakao presleniyor ve bu şekilde yağından ayrılıyor. Bu şekilde kakao yağı elde ediliyor. Posası tekrardan çekilerek kakao tozu elde ediliyor. Kakao tozu, kakao yağı ve süt değişik oranlarda karıştırılarak sütlü çikolata, beyaz çikolata veya bitter çikolata elde ediliyor.

QuitoQuito

La Ronda.

Akşamları Cafe de San Blas adli bir restoranda yemek yedik. Çok leziz pizza ve salataları vardı. İki akşam üst üste burada yedik hatta ikinci akşam önünde kapılarını açmalarını bekledik.

Quito’ya gelmişken ekvator hattına gitmemek olmaz tabii. Dünyanın yarısı olarak adlandırılan bu yer ekvator çizgisinin geçtiği yer. Burada küçük bir müze bulunuyor. Küçük fiziksel deneyler yaparak güney kutupla kuzey kutup arasındaki fiziksel farkları anlatıyorlar.

Quito

Ayrıca Ekvador yerlilerinin yaşamlarından da bahsediyorlar. Mesela Ekvador’da bir kabile düşmanlarının kafalarını küçültme işlemi uyguluyor. Öldürdükleri düşmanlarının kafalarını kesiyorlar. İçinden bütün kemik ve yağları çıkarıp, ağzını dikiyorlar. Bu şekilde kurutuyorlar.

Quito

Küçültülmüş kafa.

Ayrıca Quito’da küçük bir aile lokantasında morocho ve empanadas denedik. Morocho sıcak içilen salep benzeri içinde tahıllar, tarçın, karanfil gibi baharatlar bulunan çok lezzetli bir içecek. Empanadas ise Güney Amerika ve İspanya’da yenilen bir tür börek. İçine bazen peynir, bazen patates, bazen ton baliği veya et konuyor. Bizim bu lokantada yediğimiz peynirliydi. Çok lezzetli bir şey.

QuitoQuito

Morocho ve empanada.

Quito’da vaktimizin kalanını Galapagos adalarına yapacağımız seyahati ayarlamakla geçirdik. Ve 12 Eylül’de sabah 5’te Galapagos’a uçmak üzere taksiyle havaalanına gittik.