Güney Amerika’da görülmesi gereken 10 yer

Güney Amerika’yı sadece 10 yerle anlatmaya çalışmak gerçekten çok zor. Her ülkenin her şehrin ayrı ayrı özellikleri güzellikleri var. Bu listeyi hazırlarken oldukça zorlandım, top 20 listesi hazırlamak çok daha kolay olurdu. Ama vaktim kısıtlı, her yeri göremem diyenlere bir rehber olması amaçlı naçizane Güney Amerika’da görülmesi gereken 10 yer listemi sunuyorum:

1. Galapagos  Adaları

Evrim teorisinin doğuş yeri. Darwin’in ayak izlerini takip ederek doğaya, denize, balıklara, denizaslanlarına, dev kaplumbağalara, çeşit çeşit kuşa doyuyorsunuz.

GalapagosGalapagos

2. Salar de Uyuni

İnsan burada 3 gün değil 3 hafta kalsa doyamaz. Sadece tuz gölü değil, çevredeki beyaz, yeşil ve özellikle pembe göl, renk paleti gibi dağlar, Salvador Dali çölü, tren mezarlığı her köşesi ayrı bir cümbüş.
Salar de UyuniSalar de Uyuni

3. Iguazu Şelaleleri

Arjantin’den yakın temas, Brezilya’dan panoramik görüntü ile bu devasa şelaleler sizin kendinizi minicik hissetmenizi sağlayacak.

IguazuIguazu4. Perito Moreno

Gerçekten gözümle görene kadar büyüklüğünü hayal edememiştim. Bu su üstünde 70 metre yükselen dev buzulların büyüsünden çıkmak zaman alıyor.
Perito MorenoPerito Moreno

5. Santa Cruz Trekkingi

4 gün süren mücadele dolu, teknolojiden tamamen uzak, mevsimler arası geçişler yapacağınız, geceleri yıldızlara, gündüzleri dağlara doyacağınız bir trekking.

Santa CruzSanta Cruz

6. Torres del Paine trekkingi

Yine eşsiz bir doğa. Maalesef bazı bölgeleri yanmış da olsa hala güzelliği baki.

Torres del PaineTorres del Paine7. Cusco ve Machu Pichhu

Cusco şehri masal gibi, İnkaların taşlarıyla inşa edilmiş bir şehir. Tarih kokuyor. Machu Picchu ise fotoğraflardan ezbere biliyor olsanız bile yine de hayran bırakan bir güzellik.

CuzcoMachu Picchu

8. Ciudad Perdida trekkingi

Çamurlarla dans, yağmurlarla dans, nehirlerle dans. Ve sonunda hak edilen zirve: Kayıp şehir

Ciudad PerdidaCiudad Perdida9. Rio de Janeiro

Muhteşem kilometrelerce uzanan plajlar, plajları saran dağlar, arkalarda ormanlar, favelalar,  sıcak ve dost canlısı Brezilyalılar.

Rio de JaneiroRio de Janeiro10. Cartagena de Indias

Rengârenk kolonyal binalar, güzel restoranlar ve kafeler, salsa ve neşeli insanlar.

Cartagena de IndiasCartagena de Indias

Visayas Adalarında doğa ve tüplü dalış

Visayas Adaları Filipinlerin en büyük takımadalarından biri. Bu adalardan Bohol Adasına, Cebu Adasına ve Negros Adasına ayak bastık.

Bohol Adası:

Bu adada yapmak istediğimiz iki şey var. Bunlardan biri Çikolata tepelerini gezmek, diğeri ise Tersiyer diye adlandırılan dünyanın en küçük primatlarını görmek. Bohol Adası’nda adanın güneyinde bir çıkıntı yapan Panglao yarımadasında kalmaya karar verdik. Buradan gezmek istediğimiz yerlere ulaşımı sağlamak için de bir scooter kiraladık.

Coron’dan Bohol Adası’na gemiyle ulaşmak mümkün ama bu oldukça zaman alıyor. Biz uçakla Cebu adasına gelip, buradan feribotla Bohol Adası’na geçtik. Limandan Panglao ’ya varmak yaklaşık 30-40 dakika sürüyor. Otele vardığımızda oldukça geç olmuştu ve yorulmuştuk. Ve kötü bir sürpriz bizi bekliyordu. Otelde sular akmıyordu. Hem de günlerden beri. Bu biraz moralimizi bozsa da burada kalmaya karar verdik çünkü çok yorgunduk. Otel personeli bize varil varil su getirdi. Bu şekilde temizlenebildik. Burada kaldığımız günlerde gelecek gelecek dedikleri su hiç gelmedi biz de eski usul yaşamaya devam ettik. Otelden ayrılmama sebebimiz ise bu sayede fiyatta büyük bir indirim koparmış olmamızdı. Bu da bizim düşük bütçemize iyi gelmişti.

Kiraladığımız scooterla Çikolata Tepelerini görmeye gittik. Manzarayı daha iyi görmek için küçük bir tepeye çıkılıyor. Ve buradan koca bir alana yayılmış yaklaşık 1500 tane kahverengi tepecik görebiliyorsunuz. Çok şirin bir görüntüleri vardı ve adını hak ediyordu.

BoholBoholBoholBoholBohol

Çikolata Tepeciklerine yaptığımız yolculuğumuz yolun son 3 km’sine kadar harika giderken son anda lastiğimiz patladı. Yol kenarında durmuş gençlere derdimizi anlatabildik ve şanslıydık ki biraz geride bir tamirci vardı. Ben patlak lastikli scooterı yavaş yavaş geriye sürdüm. Jotabe’de gençlerden birinin scooterına bindi ve böylece tamirciye vardık ve lastiğimizi tamir ettirdik. Şanslıydık ki bu kadar yakında bir tamirci vardı.

BoholBoholBoholBoholBoholBohol

Çikolata Tepeciklerinden sonra tersiyerleri görmek için bir doğal parka gittik. Açıkçası ben onları ilk gördüğümde şoka girdim. Her ne kadar dünyanın en küçük primatı da olsalar bu kadar küçük olabileceklerini tahmin etmemiştim. Avuç içi kadar minicik koca gözlü şirin mi şirin bu primatlar gece aktif hayvanlar oldukları için biz vardığımızda huzurlu huzurlu uyuyorlardı. Bazıları arada gözlerini açtı da o koca gözlerini görme sansımız oldu. Çok tatlı canlılar.

BoholBoholBoholBoholBohol

Tersiyerleri gördükten sonra Alona plajına gittik. Burası Panglao’nun en meşhur plajı ama biz özel bir şey göremedik. Restoranlar ve dalış okulları sahili ele geçirmişti. Bir de Bohol Adasından bazı tüplü dalış ekipmanı satın aldık. Fiyatlar burada oldukça ucuzdu. Bu adadan sonra Negros adasında bulunan Dumaguete şehrine geçtik.

Negros Adası- Dumaguete:

Bohol adasından Negros Adasına feribotla yaklaşık 2 saatte ulaşılıyor.  Ve feribot ilk olarak Dumaguete şehrinde duruyor. Burada kalacak yer ayırtmamıştık. Bir triciclo’ya binip bize birkaç otel göstermesini istedik. Kimileri çok ahaliydi, kimileri çok pisti, sonunda ucuz temiz bir yer bulduk ve buraya yerleştik.  Dumaguete ’ye gelme amacımız ünlü Apo Adalarında dalmaya gitmekti. Bunun için bazı dalış okullarını gezdik ve fiyat aldık lakin bu adada fiyatlar anormal derecede yüksekti. Fiyatlar böyle yüksek olunca bizde dalış yerine şnorkel ile yüzmeye karar verdik. Ertesi gün bir dalış okulunun düzenlediği tura katildik. Turdaki biz hariç herkes tüplü dalış için oradaydı. Bizi Apo adasında karaya bıraktılar ve akşamüzeri geri gelip almak üzere tekrar açıldılar. Biz de şnorkellerimizi takip ada etrafında keşif yüzüşleri yaptık. Daha suya girer girmez etrafımız su kaplumbağaları tarafından sarıldı. Uzun sure onlarla yüzdükten sonra mercan kayalarına doğru açıldık. Adanın arkalarında kimsenin olmadığı plaja yürüdük. Biraz burada dinlendikten sonra adadaki küçük bir büfede yemek yedik. Biraz yerli halkla sohbet ettik ve teknenin geri gelmesini bekledik. Tekneye bindikten sonra dalış yapanlar neler gördüklerini anlatmaya başladılar. Ve görülen o ki bizden fazla bir şey görmemişlerdi. Hatta bizim gördüğümüz kadar su kaplumbağası bile görememişlerdi. Bu durum bizi içten içe sevindirdi ve sadece şnorkel ile yüzmeye karar verdiğimiz için mutlu olduk. Açıkçası Apu Adası güzel bir yer ama bir dalış cenneti değil.

Apo Island

Cebu Adası – Oslob:

Oslob devasa balina köpek balıkları ile meşhur bir yer. Buraya ulaşmak için Dumaguete ’den jeepney denilen minik kamyonetlere bindik ve Sibulan’a gittik. Sibulan’dan Cebu adasına giden bir vapura bindik. İskeleden anayola kadar triciclolara bindik ve anayoldan bir otobüs durdurduk. Bu sayede organize turlara vereceğiniz fiyatın çok da altına bu turu yaptık.

Balina köpek balıkları dünyadaki en büyük balık türü. Yaklaşık 12 metreye ulaşabiliyorlar. Ve ne mutlu bize bu balıklar sadece plankton, balık yumurtası larva gibi şeyler yiyorlar. Yani neredeyse vejetaryenler. Koca ağızlarını açarak suyu içlerine çekiyorlar ve bir filtreleme sistemi ile suyun içinden yiyeceklerini ayırıyorlar. Yani bizler için tamamen zararsız canlılar. Oslob ’da balıkçılar bu balıkları biraz besliyorlar. Bu sayede balıklar belli bölgelerde bulunuyor. İnsanlar da minik sandallarla açılarak onlarla beraber yüzebiliyor. İsteyen tüplü dalışta yapabilir lakin bu balıklar neredeyse suyun yüzeyinde dolaştıkları için şnorkel takip gitmek daha iyi. Bu canlılarla yüzmek gerçekten inanılmaz bir deneyim. Hayatta yaptığım en güzel şeylerden biriydi. Bazen o kocaman ağızlarını açarak size o kadar yaklaşıyorlar ki sizi de içine çekecek diye ürkebiliyorsunuz ama yine de kendinize engel olamıyor ve daha da yaklaşmak istiyorsunuz.  Tabii dokunmak yasak. Bu güzellikleri rahatsız etmemek gerekiyor. Maalesef en fazla yarım saat yüzebiliyorsunuz yoksa saatlerce bu balıkları izleyebilirdim. Gerçekten çok çok güzeldiler.

Oslob

Jeepney.

Oslob

Triciclo.

OslobOslobOslobOslobOslobOslobOslobOslobOslobOslob

Cebu Adası – Moalboal:

Moalboal Filipinler’deki son durağımız. Dumaguete ‘den buraya 3 saatlik bir vapur ve otobüs yolculuğu sonunda vardık. Yol boyunca harika manzaralar izledik. Bambudan yapılmış evler, masmavi deniz, palmiye ağaçları ve oldukça az turist. Moalboal çok küçük bir köy ve aslen bir dalış merkezi. Deniz ve sahil yüzmek veya güneşlenmek için uygun değil. Deniz mercan kayaları ile kaplı. Şnorkel ile yüzmek ise şahane. Burayı dalış için bu kadar ilginç yapan şeylerden biri de dev sardalye sürüleri. Biz burada advanced diver kursuna katılmak istiyorduk ve odamıza yerleşir yerleşmez okulları gezdik. Sonunda uygun bir okul bulduk ve kaydımızı yaptık. Önümüzdeki 2 gün gece dalışı, derin dalış (30 metre), yön bulma, akıntıda dalış gibi yeni yetenekler öğrenecek dalış bilgimizi geliştirecektik.

Dalışlarımız harika geçti, gece dalışı tam bir adrenalin yüklemesiydi. Ayrıca sonunda bir gün sardalye sürüleri ile karşılaştık. O kadar büyük bir alanı kaplıyorlar ki sanki bir anda gece oluyor çünkü aralarında kaldığınızda her taraf kararıyor, ışık size ulaşamıyor. Harika bir his.

Bu adada hayat harikaydı. Günlerimiz dalış yaparak, San Miguel ve Singha içerek, yüzerek geçti. Dumaguete dalış severler için gidilmesi gereken yerlerden biri.

Maalesef sonunda vaktimizin sonuna vardık. Biz Filipinler’i çok sevdik. Doğası, denizi, insanları, havası her şeyi harikaydı. Herkese tavsiye edebileceğim bir yer. Umarım ileride Güney Tayland gibi aşırı turizmden zarar görmez ve bu sakinliğini korumaya devam Eder.

Son günümüzde Cebu Adasının başkenti Cebu şehrine gitmemiz gerekiyordu. Buradan uçakla Singapur’a dönecektik ve oradan da tekrar eve. Aylar nasıl da çabuk geçti anlamak mümkün değil. Keşke hiç dönmemiz gerekmeseydi.

Palawan Adası gezi notları

Ve Filipinler… Bu uzun seyahatimizin son durağına gelmiş olmak inanılır gibi değil. Daha sanki dun başlamış gibiyiz. Phuket havaalanından 4 saat süren bir gece uçuşuyla Filipinler’in başkenti Manila’ya vardık. Manila’nın Jakarta’dan pek de bir farkı olmadığını çok kereler duyduğumuz için burada vakit kaybetmeden Palawan Adası’nda Puero Princesa’ya uçmak istiyorduk. Sabah uçağına yerimiz hazırdı lakin uçak yaklaşık 4 saat rötar yaptı. Biz zaten gece de hiç uyumadığımız için bitkindik. Beklediğimiz yer buz gibi soğuktu ve uzanmayı bırak oturacak doğru dürüst bir yer bile yoktu. Bir de üstüne açlık binince bitkin düştük.

Puerto Princesa’ya vardığımızda aslında hemen uyumak istiyorduk ama biraz dinlendikten sonra gece bir triciclo’ya ( tuk tuk ya da richshaw ile ayni vasıta) binip ateşböceklerini izlemeye gittik. Bu Puerto Princesa’da çok sevilen bir atraksiyon. Küçük kanolarla gece nehirde aheste aheste ilerlerken nehir kenarındaki ağaçlara saklanmış milyonlarca ateşböceğinin ışıklarını izliyorsunuz. Ayrıca plankton dönemi olduğu için elinizi suda hareket ettirirseniz planktonlar da ışıl ışıl parlıyordu. Gökyüzünde alabildiğince parlayan yıldızlar, ağaçlarda parıldayan ateşböcekleri ve suda ışıldayan planktonlar. Harika ve huzur dolu bir görüntüydü.

Ertesi gün Palawan’ın meşhur yeraltı nehrini görmeye gittik. Bu yeraltı nehri dünyanın yeni yedi harikası arasında bulunuyor. Sekiz kilometre boyunca yerin altında ve  mağaraların içinde ilerleyen bu nehir kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biri. İçerisi zifiri karanlık olduğu için her sandalda büyük bir fener vardı, bu fenerin aydınlattığı yerler dışında geri kalan yerler yine zifiri karanlıktı. Uzunluğunun haricinde oldukça geniş de bir nehir. Değişik kaya formasyonlarını ve yarasaları izleye izleye bu nehrin sadece ilk 3 kilometresini gezdik. Maalesef turlar daha ileriye gitmiyor. Ama gönül isterdi ki sonuna kadar gidelim. Bizden başka birçok turist vardı ve bunların büyük çoğunluğu Filipinlilerdi. Filipinliler seyahat etmeyi çok seviyor. Hatta yerli turist sayısı çok daha fazla. Bu sayede Filipinlilerle bol bol sohbet etme ve onları daha yakından tanıma şansı buluyoruz. Nehiri gezdikten sonra kumsalda küçük bir lokantada yemek yedik ve pansiyona geri donduk.

PalawanPalawan

Tipik Filipino teknesi. Dengeyi sağlamak için iki yana da büyük bambular eklenmiş.

Puerto PrincesaPuerto PrincesaPuerto PrincesaPuerto PrincesaPuerto Princesa

Su altı nehrinin girişi.  Karanlıktan dolayı içeride fotoğraf çekemedik.

Puerto Princesa

Etrafta bu küçük(!) canlılardan görmek mümkün.

Bu arada Filipinler’in bir zamanlar İspanyol kolonisi olmasından dolayı az çok İspanyolca anlayan insanlar var. Ama asil Filipino ve İngilizce konuşuyorlar. İspanyolca artık unutulmaya başlamış. Ama mesela sayıları İspanyolca söylüyorlar, saatleri İspanyolca söylüyorlar, başka İspanyolca kelimeler de dillerine karışmış. Ve hepsinin ismi ve soy ismi İspanyolca.

Puerto Princesa’dan 6-7 saatlik bir minibüs yolculuğu sonucunda Plawan’ın kuzeyine El Nido’ya geçtik. Görüldüğü gibi şehir isimleri bile çoğunlukla İspanyolca.

El Nido Palawan’ın kuzeyinde küçücük bir koy ama çok turistik. Hem yerli hem yabancı turist tarafından sevilen bir yer. Burada yapılacak en önemli şey neredeyse her köşe başında sunulan turlara katılıp teknelerle etraftaki küçük adacıklara veya muhteşem plajlara günübirlik yolculuk yapmak.
Puerto PrincesaPuerto Princesa

Tur şirketleri düzenledikleri değişik turları A,B,C ve D diye adlandırmışlar. Her tur sizi başka başka plajlara getiriyor. Biz ilk gün A turuna katildik. Bu turlarda size ayrıca öğle yemeği, alkolsüz içecek ve yüzmek için şnorkel ve maske de veriyorlar. Fiyatlar oldukça makul ama yine de pazarlık payı var.

Filipinler’de en sevilen bira San Miguel. Eskiden bu birayı Filipinlerde İspanyollar üretiyormuş ama daha sonra Filipinlilere satılmış.

Turumuz şahane geçti. Küçük bir grup ve oldukça büyük bir teknedeydik. Yine çoğunluk Filipinolardan oluştuğu için bol bol muhabbet ettik. Bu turda sizi beş farklı yere getiriyorlar.

7 komanda plajı:

El NidoEl NidoEl Nido

Tam bir cennet plajı.

Büyük göl.: Bu göl küçük bir boğazla denize bağlanıyor. Su tertemiz.

El NidoEl NidoEl NidoEl Nido

El Nido3. Küçük göl: Bir tünelden geçerek bu gole geçiliyor. Küçük denmesine rağmen oldukça büyük ve su yemyeşil.

El Nido

El NidoEl Nido

El NidoSaklı göl: Gerçekten küçük ve dağların arasına gizlenmiş bir göl. MükemmelEl NidoEl Nido

El Nido

Günümüz gerçekten harika geçti. Ertesi gün için tüple dalış ayarlamıştık. 3 dalış yapacaktık ve bunlardan biri 40 metre uzunluğunda bir tünele olacaktı. Bu bizim ilk tünel delişimiz ve karanlık dalışımızdı. Gerçekten çok eğlenceli ve heyecanlı geçti. Tünelde rehberlerden birinin oksijeni bittiği için acil çıkış yapması gerekti. Rehberler bazen bizimle ilgilenmekten kendilerini unutuyorlar. Tünelin sonu küçük bir göle açıldı. Burada biraz gezdikten sonra tekrar tünelden geçip geri döndük. Tüneldeki kristal balıkları büyülü bir hava yaratıyordu. Diğer iki dalışımızda harika geçti.

El Nido

Denizanası.

El Nido

Dalış noktalarımızdan biri.

El NidoEl NidoEl NidoEl Nido

Üçüncü dalıştan evvel öğle yemeği için plaja döndük.

El NidoEl NidoEl NidoEl Nido

El Nido’daki son günümüzde de Las Cabañas adli plaja gittik. Mükemmel denemez belki ama yine de çok güzel bir plajdı. Bol bol San Miguel içerek dinlendik.

Palawan’da son durağımız Coron. Buraya El Nido’dan 8 saatlik bir tekne yolculuğu ile varılıyor.

El NidoEl NidoEl NidoEl Nido

Bazen küçük adaların yanından geçtik.

Coron’a varınca bir triciclo’ya binerek birkaç hostel gezdik sonunda uygun fiyatlı bir yer bulduk. Daha sonra dalış yapmayı planladığımız okulla görüşmeye gittik ve 3 dalışlık bir tur ayarladık.

Coron

Coron oldukça küçük bir köy. Yavaş yavaş turistler tarafından keşfediliyor. Bir günümüzde dalış yaptık, bir diğer günümüzde şnorkel ile yüzmek ve farklı adalar gezmek için bir tura katildik. Bu köy özellikle dalış okullarıyla dolu. Coron bölgesinde birçok batik gemi var. Özellikle Japon savaş gemileri. Biz de dalışlarımızda bu batik gemilerden bazılarını gezme şansı bulduk.

CoronCoronCoron

“Bicol express” bu bölgenin tipik bir yemeği. Domuz eti, sebze ve Hindistan cevizi sütü ile hazırlanıyor. Filipinler vejetaryenler için oldukça zorlayıcı. Yemeklerde et olmasa da hemen hemen her zaman et suyu oluyor. Dikkatli olmak gerekiyor.

Şnorkel ile yüzmek için yaptığımız tekne turunda  CYC adasını, ikiz kayaları, saklı gölü, mercan cennetini ve Kayangan gölünü gezdik.

CoronCoronCoronCoronCoronCoron

Dalış günü uç farklı Japon savaş gemisini gezdik. Bu gemilerden biri 90 metre uzunlukta ve 30 metre derinlikteydi. İnanılmaz bir duyguydu. Diğer gemiler daha küçüktü. Biri 18 metre derinlikteydi, üçüncüsü ise daha sığdaydı. Hatta bir parçası suyun yüzeyine çıkıyordu.

Palawan’dan sonra Bohol adasına geçtik.

 

 

Güney Tayland’da yemek ve tüplü dalış

Güney Tayland’a gitmekteki asil amacımız biraz dinlenmek ve tüplü dalış öğrenmekti. Oldukça koşturmacalı gecen ayların sonunda Güney Tayland’da biraz plajlarda uzanır keyif yaparız diye düşündük. Her ne kadar Güney Tayland kuzey Tayland’ın kültürel ve tarihi güzelliklerini pek taşımasa da bu nokta da bizim ihtiyacımız olan sadece deniz ve kumsal olduğu için pek de kafamıza takmadık bu durumu.

Ko Tao:

Ko Tao tüplü dalış öğrenmek için dünyadaki en ucuz noktalardan birisi ve biz de gezimize burada başladık. Ko Tao küçük bir ada. Ama yine de bol bol restoran ve kafe bulunuyor. Buraya Chumpton şehrinden tekne vasıtası ile ulaşılıyor.

Burada üç gün suren open water dalış kursunu yaptık. Denizde görüş mesafesi dalışların çoğunda oldukça azdı ama yine de öğrenmek için gerekli bütün şartlar vardı. Kaldığımız oda son derece basit ve küçüktü. Bazen içeride havasızlıktan boğuluyorduk ama zaten zamanımızın çoğunu dışarıda ve denizde geçirdik.

Ko TaoKo TaoKo TaoKo TaoKo TaoKo TaoKo TaoKo TaoKo TaoKo TaoKo Tao

Ko Samui:

Ko Samui’ye Ko Tao’dan kisa bir tekne yolculugu ile ulastik. Ko Samui Ko Tao’ya oranla biraz daha yüksek bütçeli turistler tarafindan tercih ediliyor. Burada uygun fiyatli bir hostel bulduk, bir scooter kiraladık ve onumuzdeki günleri o plandan bu plaja gezerek ve yüzerek değerlendirdik. Plajlar gercekten de cok güzeldi. Turkuaz sular, beyaz kumlar, tam hayal ettiğimiz gibiydi.

Ko SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKo SamuiKao Lak:

Kao Lak bir ada değil. Ko Tao ve Ko Samui’nin aksine Tayland’ın bati yakasında. Bu bölge 2004 yılında yaşanan tsunamide büyük hasarlar görmüş. Kao Lak’ta yeni edindiğimiz dalgıçlık yeteneklerimizi kullanmak istiyorduk bu yüzden bir dalış turuna katildik ve ilk batik gemi dalışımızı yaptık. Suya atladığımız anda etrafımızı denizanaları sardı ve bizi biraz yaktılar. Neyse ki derinlere indiğimizde sayıları azaldı da biraz rahatladık.

Kao LakKao LakKao LakKrabi:

Krabi Güney Tayland’ın en bilinen turistik şehirlerinden biri. Yine de bir Phuket değil bu yüzden biz de buraya gelmeye karar verdik. Burada Phang Nga koyunu ve civardaki küçük adacıkları gezmek istiyorduk. Bunların arasında meşhur James Bond adası da bulunuyor.

Krabi’nin gece marketi de çok büyük ve güzel. Akşamları burada leziz yemekler yemek ve istenilirse alışveriş yapmak mümkün. Ayrıca değişik bir şekilde yapılan Tayland dondurmasını ilk defa burada tattık ve çok beğendik. Bol bol Pad Thai yedik.

KrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabi

Phang Nga koyu oldukça turistik bir turla gezilebiliyor ancak. Biz de bu turlardan birine katildik. Fiyatlar firmadan firmaya değişiyor ve tabii ki pazarlık yapmak şart. Bu koydaki adalardan birinde bir James Bond filmi çevrildiği için buraya James Bond adası denmiş ve oldukça meşhur olmuş. Tüm gün süren bu tur sırasında birçok farklı adacık gezdik ve şahane manzaraların tadını çıkardık. Ayrıca ufak bir kano gezintisi yaptık ve dağların arasından, tünellerden geçip, saklı göllere girdik.

KrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabiKrabi

Turun son durağında bir mağarayı gezdik. Bu mağarada uzanan dev Buda heykeli vardı. Oldukça etkileyiciydi. Krabi’deki son günümüzde Ao Nang plajına gittik. Bu plaj biraz hayal kırıklığı oldu bizim için. Gitmeye değer bir yer değildi.

KrabiKrabiKrabiKrabiKrabi

Ko Lanta:

Ko Lanta Krabi’nin güneyinde bir ada ve çok güzel plajları var. Burası he ne kadar turistik bir yer olsa da Phuket ya da Krabi kadar turist odaklı değil henüz. Yerel hakla iletişime geçmek daha kolay. Burada da bir scooter kiralayarak her gün farklı farklı plajlara gittik. Akşamları deniz kenarında yemek yedik. Son derece sakin ve güzel vakit geçirdik.

Buradan Filipinler’e uçacağız.

Ko LantaKo Lanta

Güney Tayland gerçekten aşırı turistik. Her şey turistler için yapılmış gibi. Seyahat etmek oldukça kolay çünkü turistlere çok alışıklar. Kuzey Tayland’a oranla daha pahalı. Kültürel veya tarihi bir güzelliği yok. Yemekler tabii her zamanki gibi şahane. İnsanlar hep sempatik ve yardımsever. Amaç sadece plajlarda gezmek ise tercih edilebilir ama ben Filipinler’i tercih ederim.

Ko LantaDurian’a geçiş yok. 

Labuan Bajo ve Komodo Adası

Bali’de havaalanına 10 dakika yürüme mesafesinde küçük bir ara sokakta bulunan bir konukevinde kaldık. Zaten vardığımızda akşamdı, dışarıda yemek yiyip, uyuduk. Ertesi gün erkenden havaalanına gittik ve Labuan Bajo’ya gitmek üzere uçağa bindik. Amacımız burada iki gece geçirmekti. Bir tekne ayarlayıp Komodo adalarına gitmek, Komodo ejderhalarını görmek ve şnorkel ile yüzmek istiyorduk. Flores adalarında oteller dökük ve oldukça pahalı. Labuan Bajo’da limana yakın bir otel bulmuştuk. Hemen çıkıp tur şirketlerini gezmeye başladık. Komodo ejderhalarını iki farklı bölgede görmek mümkün, Rinca ve Komodo adası. İki ada da Komodo doğal parkına ait.

Labuan Bajo

Labuan Bajo

Labuan BajoBir de meşhur pembe plaj var. Pembe plaj Komodo adasında ve şnorkel ile yüzmek için harika bir yer olduğu söyleniyordu. Biz de bu plaja gitmek istiyorduk. Lakin Komodo adası Labuan Bajo’ya oldukça uzak ve normalde turlar buraya günübirlik gitmiyorlar. Eğer illa gideceğim derseniz de tekne kiralamak gerekiyor ve bu da oldukça pahalı. Ama biz bu sefer şanslıydık. Ayni şirkete bizimle ayni turu günübirlik yapmak isteyen Malezyalı üç genç girdi. Biz de tekneyi besimiz kiralamaya karar verdik. Bu sayede fiyatlar çok uygun hale geldi. İlk önce Komodo adasına gidip pembe plajda yüzecektik, oradan Rinca adasına geçip karada 1 saatlik trekking yapıp Komodo ejderhalarını görecektik, oradan da son durak Kanawa adasında yine şnorkel ile yüzecektik. Bütün bunları bir günde gerçekleştirmek için sabah 5:30’da yola çıkmamız gerekiyordu. Ertesi gün hepimiz 5:30 da tur şirketinin kapısındaydık ama kapı duvardı.

Yaklaşık yarım saat gün ağarırken sokakta adamın gelmesini bekledik, tam sabırlar taşmak üzereyken sonunda beyefendi göründü. Tekne oldukça eski bir balıkçı teknesiydi. Şansımız vardı evvelki gün aralıksız yağan yağmur kesildi, güneş açtı, bulutlar dağıldı ve deniz çok sakindi. Bu sayede yaklaşık 3,5 saat sonunda pembe plaja vardık ve şnorkellerimizi paletlerimizi takip suya atladık. Harika bir sualtı dünyası bizi bekliyordu. Rengârenk binlerce balık, rengârenk mercan kayaları, deniz yıldızları, istiridyeler ne ararsan vardı. O kadar güzeldi ki. Ve sahil gerçekten pembeydi. Pembe yumuşacık kumlar. Bizden başka kimse yoktu sabahın bu vaktinde. Burada yaklaşık 1 saat kaldık. O kadar güzeldi ki hiç ayrılmak istemedim.

Labuan BajoLabuan Bajo

Labuan Bajo

Komodo yolunda…

Labuan Bajo

Pembe plaj.

Labuan Bajo

Pembe plaj.


Labuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan Bajo

Daha sonra Rinca adasına gittik. Burada yanınıza bir korucu veriyorlar ve onunla yürüyüş yapıyorsunuz. Komodo ejderhaları en büyük sürüngenlerden. Boyları 3 metreyi bulabiliyor ve yaklaşık 30 yıl yaşıyorlar. İnsanlara da saldıran bu ejderhalar her türlü et ile besleniyorlar. Salyaları zehirli ve ağızları bakteri dolu. Isırdıkları avlarını bırakıyorlar ama takip ediyorlar. Avları daha sonra enfeksiyon kapıp ölüyor onlarda avlarını bir güzel yiyorlar. Ayda bir kere vücut ağırlıklarının %80’i kadar yemek yemeleri yetiyor. Ayrıca bu hayvanlar kendi çocuklarını da yiyorlar. Bu yüzden yumurtadan çıkan bebekler ilk iş olarak ağaçlara çıkıyorlar ve ömürlerinin ilk 2–3 yılını ağaç tepesinde geçiriyorlar. Bu şekilde ağaca çıkamayan anneleri de dâhil büyük ejderhalardan kendilerini koruyorlar. Ejderhalar yemek kokusu aldıkları için adada kalan korucuların mutfağının etrafında takılıyorlar.
Biz de bu devasa yaratıkları orada gördük. Yaklaşık 5–6 tane ejderha belki bize de bir şey düşer diye mutfağın etrafında takılıyorlardı. Ejderhalara yaklaşmamak gerekiyor. Aniden saldıran bu ejderhalar cüsselerine rağmen oldukça hızlı hareket edebiliyorlar. Korucular ellerinde 2 metrelik bir sopa taşıyorlar ve bununla eğer ejderha yaklaşırsa onu korkutup geri itiyorlar. Henüz hiç bir turist burada saldırıya uğramamış ama bir kez bir ejderha bas korucunun odasına girip ona saldırmış. Böyle bir saldırı durumunda Bali’deki hastaneye gitmek gerekiyor. Yani önce 3–4 saatlik bir tekne turu ile Labuan Bajo’ya dönmek oradan da uçakla 1,5 saatte Bali’ye varmak gerekiyor. Neyse ki enfeksiyon yavaş yayılıyor. Ölmek bir ayı bulabilir yani vakit bol. Ejderhaları sadece mutfak etrafında gördük adada yaptığımız trekking sırasında başka bir ejderha ile karşılaşmadık.

Labuan Bajo

Burada ayrıca timsahlar da var.

Labuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan Bajo

Labuan BajoLabuan Bajo

Labuan Bajo

Labuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan Bajo

Zehirli salyalar.

Bu turun sonunda tekrar teknemize binip son durağımız olan Kanawa adasına vardık ve burada da şnorkelle yüzdük. Yine muhteşem bir sualtı dünyası bizi bekliyordu, rengârenk ve hayat dolu. Buradan sonra Labuan Bajo’ya geri döndük.
Otele vardığımızda saat18:30′du ve 12 saatimiz suda geçmişti. Aksam yemeğinden sonra çantaları hazırladık. Ertesi gün Bali’ye geri donuyoruz ve burada 6 gece daha kalıp Endonezya’ya veda edeceğiz.

Labuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan Bajo

Labuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan Bajo

Labuan BajoLabuan BajoLabuan BajoLabuan Bajo

Komodo adalarının uçaktan görünümü:

Labuan BajoLabuan BajoLabuan Bajo