Vietnam’a gitmek için 7 sebep

Vietnam Güneydoğu Asya’nın Indochina yarımadasında gezmesi en zevkli ülkelerden biri. Hem görülecek yerlerin çeşitliliği, hem yemeklerin güzelliği, hem de fiyatların ucuzluğu sebebiyle Vietnam sırt çantalı turistler arasında çok popüler. Ben Vietnam gezimi Kamboçya ve Tayland ile birleştirdim ve çok güzel vakit geçirdim, çeşit çeşit insanlarla tanıştım, yemek yemeye doydum, denizlerden dağlara indim çıktım. Vietnam’da gerçekten yapacak çok şey var. Ben gezimin en unutulmazlarını özetlemeye ve size Vietnam’a gitmek için 7 sebep sunmaya çalıştım. Vietnman’da gezilecek yerlerin haricinde yapılması şart şeyleri de listeme ekledim.

1. Phu Quoc Adası’nda rahatlama

Vietnam’a gezimiz bir tesadüf eseri gittiğimiz Phu Quoc Adası ile başladı. Bu tesadüf belki de başımıza gelen en güzel şeylerden biriydi. Phu Quoc Adası’nda otellerin çoğu adanın batısında Truong plajı önünde yer alıyor. Lakin adanın batısında deniz daha akıntılı ve dalgalı. Yüzmek ve güneşlenmek için doğu yakasında ki plajlar daha ideal. Biz kaldığımız yerden (Beach Club) kiraladığımız scooter’la Sao plajına gittik. Burası gerçekten fotoğraflardan gördüğümüz cennet kumsallar gibiydi. Bembeyaz kumlar, turkuaz sular, palmiye ağaçları ve güneş. Burada insan huzur içinde günlerini geçirebilir. Ayrıca Truong plajı üzerinde izlediğimiz günbatımı hayatımda gördüğüm en muhteşem günbatımıydı. Tam bir renk skalasıydı ve sanki bir fırtına yaklaşıyormuş gibi bir görüntü de vardı. Muhteşem ve ürkütücü. Vietnam’a gidip bu adaya uğramamak büyük hata olur.

Phu QuocPhu QuocPhu Quoc

2. Ho Chi Minh City’de kaybolmak

Ho Chi Minh City eski adıyla Saigon Vietnam’ın en büyük şehri ve nüfusu 9 milyonu geçiyor. Bu motosiklet ve scooterlarla dolu kaotik şehrin sokaklarında gezerken başınızın dönmesi mümkün. Biz burada sadece sokaklarda kaybolmayı tercih ettik. Notre Dame kilisesini ve büyük marketi gezdik, parklarda dolaştık. Scooter taksilere 3 kişi binmenin tadını çıkardık.

Kısacası Phu Quoc’un huzurundan sonra kendimizi tam bir kargaşanın içinde bulduk. Ayrıca Mekong Delta’sını ve Cu-Chi tünellerini de bu şehirden yola çıkarak gezmek mümkün.

Ho Chi Minh CityHo Chi Minh CityMekong DeltaMekong Delta

3. Cu-chi tünelleri ve savaş müzesi

Hem Cu-Chi tünelleri hem de Ho Chi Minh City’deki savaş müzesi Vietnam ABD savaşının yıkıcı etkilerini daha iyi anlayabilmek için kesinlikle görülmesi gereken iki yer. Cu-Chi tünelleri ilk başta Fransız işgaline karşı savaşmak için basit alet ve el yardımıyla yapılmış daha sonra ABD ile Vietnam savaşında da kullanılmış. Bu tünelleri gezmek için bir tura katılmanız gerekiyor. Rehber size tünellerin nasıl yapıldığını, değişik tuzak tekniklerini, insanların nerelerde uyuduğunu neler yiyip içtiklerini anlatıyor. Tüneller oldukça dar, minyon yapılı Vietnamlıların geçebilmesi için uygun lakin iri yapılı Amerikalıların geçebilmesi mümkün değil. Biraz daha genişletilmiş turistler için yapılmış örnek bir tünelden geçmek bile insanda klostrofobi yaratabilir ki bu tünel orijinal tünellere göre çok daha geniş. Ayrıca Vietnamlılar çok büyük ayakkabılar üretip bu ayakkabılarla bazı yerlere ayak izleri bırakmışlar. Bu şekilde Amerikalı askerleri büyük cüsseli olduklarına inandırıp korkutmaya çalışmışlar.

Cu Chi Tunnels

Cu Chi TunnelsCu Chi TunnelsCu Chi Tunnels

Ho Chi Minh City de bulunan savaş müzesi (War Remnants Museum) ise hem Fransızların hem de Amerikanlıların işlediği savaş suçlarını göstermek için kurulmuş. Her ne kadar ilerleyen diplomatik ilişkiler sebebiyle savaş suçu tabiri müzenin adından kaldırılmış olsa da müzeyi gezerken insanlığa olan inancınızı kaybedebilirsiniz. İnsanın kanını donduran fotoğraflar özellikle Amerika’nın kullandığı “agent orange” sebebiyle mutasyona uğramış çocukların fotoğrafları insani kahrediyor. Milyonlarca galon kullanılan bu herbisitin etkisi bugün bile sakat doğumlarla kendisini gösteriyor. Çeşit çeşit mutasyonlarla doğan bebeklerin görüntüsü korkunç. Hala insanlarda kas ve kemik bozukluklarına yol açıyor.

War Remnant Museum

4. Hoi An’da geçmişe gitmek

Bir zamanlar önemli bir liman şehri olan Hoi An iki bin yıllık tarihiyle tam bir kültür ve tarih şehri. Bu şehirde Champa krallığının, Vietnamlıların ve Çinlilerin etkisini hissetmek mümkün. Bu şehir UNESCO tarafından dünya mirasları listesine de alinmiş. Bu eski şehri gezmek için bir ödeme yapmanız gerekmiyor lakin tarihi binaları, tapınakları, müzeleri gezmek için bir kupon sistemi uygulanıyor. Şehrin sokaklarında gezmek, eski köprülerden geçmek, eski binalarda açılmış kafelerde bir şeyler içmek insani tarihte bir yolculuğa çıkarıyor. Burada bulunduğumuz bir gün scooter kiralayıp My Son’a gittik. Burası Champa krallığından kalan Hindu tapınaklarının bulunduğu bir kompleks. Hafif bir Angkor Wat tadı almak mümkün. Hoi An’a gelmişken günübirlik bir gezi yapmak şart.

Hoi AnHoi AnHoi AnHoi AnHoi AnMy Son

5. Sapa’da pirinc tarlalarina dalmak

Sapa Vietnam’ın kuzeyinde Çin sınırında birçok etnik azınlığın yaşadığı, pirinç tarlalarıyla dolu bir bölge. Sapa deniz seviyesinden 1500 metre yüksekte. Hanoi’den sallantılı bir gece treni yolculuğuyla buraya ulaşmak mümkün. Yüksek sezonda bu tren biletini önceden ayırmakta fayda var çünkü yer bulmak zor oluyor. Sapa’da kiraladığımız scooterla pirinç teraslarının yanlarından geçerek Silver Şelalesini ve Cat Cat Şelalesini gezdik. Ayrıca pirinç tarlalarının etrafında dolaştık ve manzaranın keyfini doya doya çıkardık. Sapa’da her köşe başında kendi yaptığı ürünleri satmaya çalışan azınlıkları görme ve onlarla sohbet etme şansı da bulacaksınız.
SapaSapaSapa

Sapa

Sapa’da morfin içen Vietnamlı köylüler.

6. Ha Long Bay’de tekne turu

Anlamı “Alçalan ejderhaların koyu” olan bu bölge UNESCO tarafından dünya mirasları listesine alınmış ve koruma altında. Ha Long Bay karst tipi topografyasıyla bilinen Vietnamlılar tarafından da çok sevilen bir yer. Ha Long Bay’e Hanoi’den ayarladığımız bir turla gittik. Burada bir tekneye bindik ve geceyi karst tepelerini izleyerek geçirdik. Tepelerin üstünden günbatımı harikaydı. Bu bölgede 2000’e yakın adacık var. Bunlar sadece kayalardan oluşan adalar ve yaşam yok. Bu turda devasa bir mağarayı gezmek de mümkün.

Halong Bay

Halong BayHalong BayHalong Bay
 7. İmparatorların şehri Hue

Hue eskiden Nguyen hanedanlığının başkentiymiş. Vietnam savaşında Hue büyük zararlar görmüş. Bu şehirde yapılması gereken en önemli şey imparatorluğun kalesini ve mezarlığını gezmek. Devasa bir kompleks burası ve saatlerinizi alabilir.

HueHueHue

Bonus olarak Pho çorbası

Pho çorbası Vietnam’da çok popüler bir çorba. Sabah kahvaltısı dâhil her öğünde yeniliyor. Sokak marketlerinde denemek mümkün. Genellikle tavuk veya dana etinden yapılıyor ama benim gibi vejetaryenler için etsiz ve et suyu olmayan türünü de isteyebilirsiniz. İçinde etin haricinde noodle, çeşitli sebze ve otlar bulunuyor. Son derece besleyici ve doyurucu bir çorba. Vietnam’a gidip de denememek olmaz.

Pho Soup

Kamboçya sadece Angkor Wat değil

Kamboçya, yakın tarihi büyük acılarla dolu ama yine de yüzlerinden gülümsemeyi eksik etmeyen güzel insanların ülkesi. Bu ülkede görülecek ve öğrenilecek çok şey var ama maalesef gelen turistlerin büyük bir çoğunluğu sadece Angkor Wat’ı ziyaret etmekle kalıyor. Oysaki Kamboçya sadece Angkor Wat‘tan ibaret değil.

Kamboçya’da  görülmesi gereken birçok yer ve anlaşılması gereken çok acıklı bir yakın tarihi var. İşte biz de bu tarihi yolculuğun ikinci durağı olan Battambang’a, Siem Reap’ten küçük bir tekne ile gittik. Yüzen evlerin arasından geçen bu yolculuk 7 saat sürdü. Küçük ve son derece basit bir yüzen lokantada yemek molası verdik. Yüzen evler Kamboçya’nın fakirliğini insana bir tokat gibi çarpıyor. Bu ülke ne Vietnam ile ne Tayland ile kıyaslanabilir. Bunun en büyük sebebi, yakın tarihe kadar yönetimde olan aşırı sol diktatör Pol Pot.

BattambangBattambangBattambangBattambangBattambangBattambangBattambangBattambangBattambang

Battambang’da Rit adli bir tuk tukçu ile anlaştık ve ertesi gün erkenden Pol Pot’un ölüm mağaralarını görmeye gittik. Pol Pot, Kızıl Kmer yönetimi boyunca 8 milyonluk Kamboçya halkının yaklaşık 3 milyonunu katletmiş ve yönetimi 1963’ten 1997 yılına kadar, yani çok yakın bir tarihe kadar devam etmiş aşırı sol bir diktatör. Paris’te eğitim gören Pol Pot, kurduğu Kızıl Kmerler Ordusuyla yönetimi ele geçirmiş, tarıma dayalı, dışa tamamen kapalı komünist bir yönetim kurmuş. Şehirlerde yaşayan halka 48 saat içinde şehri terk etme ve tarım kamplarına gitme emri vermiş. Yollarda evlerini terk etmeye zorlanan insanlar öldürülmüş. Şehirlerde kalmaya çalışanlar da öldürülmüş. Şehirlerde binaların üzerinde hâlâ kurşun izlerini görmek mümkün. Entelektüellerin, okumuşların, öğretmenlerin, doktorların yanı sıra, gözlük takanları bile okumuş olabilir diye düşünerek sorgusuz sualsiz öldürtmüş. İnsanlar toplu kamplarda sadece tarım yapmaya zorlanmış. Herkese aynı tip siyah bir pantolon ve siyah bir üst giyme mecburiyeti konmuş. Hastalar, yaşlılar ve bebekler işe yaramadıkları için öldürülmüş. Yani kendi halkının dörtte birinden fazlasını katletmiş. Okulları hapishanelere çevirtmiş. Kaçmaya çalışanlara işkenceler yapılmış, öldürülmüş. Halk açlıktan, fazla çalışmaktan, tıbbi yardım alamamaktan ölmüş. İnsanlara toplu mezarlar kazdırılmış, sonra da bu mezarların içine atarak kurşun ziyan etmemek için yakarak öldürtmüş. Kısacası Pol Pot, insanın aklının alamayacağı kadar korkunç acılar yaşatmış. Kamboçya’da hâlâ bu acıların izini görmek mümkün. 30 yaşın üstünde hemen herkesin anlatacak bir hikâyesi var ama bu konu hakkında konuşmaktan hoşlanmıyorlar. Sonunda Pol Pot 1998 yılında ölmüş. Lakin öldürülmüş olma ihtimali de var. Ölüm sebebi, cesedinin apar topar yakılması sebebiyle tam olarak bilinemiyor. Bu kadar yakın bir tarihte bu kadar büyük bir katliam yapmış olan Pol Pot hakkında maalesef Kamboçya’ya gitmeden önce fazla bir bilgim yoktu. Hitler’den daha yakın bir tarih olmasına rağmen, insanların çoğu tarafından da fazla bilinmediğine eminim. Bu da her halde Kamboçya’nın ekonomik olarak Almanya kadar önemli olmamasından kaynaklanıyor. Pol Pot rejimini merak edenlere “First they killed my father” adli kitabı tavsiye ederim. Çocukken Kızıl Kmer rejimini yaşayan ve hayatta kalmayı başaran Loung Ung’un yazdığı bu kitabı okurken hüngür hüngür ağlamıştım.

Battambang’da bahsettiğim gibi Kızıl Kmer’lerin ölüm mağaralarını görmeye gittik. Metrelerce derinliği olan bu mağaralara insanlar fırlatılarak öldürülmüş, bebekler dâhil. Kan izlerini görmek hâlâ mümkün. Sırf bizim gezdiğimiz bu üç mağarada 2000’in üstünde insan öldürülmüş.

Battambang

Battambang’da ayrıca Wat Banan’ı gezmeye gittik. Bu tapınağa ulaşmak için 358 basamak çıkmak gerekiyor. Söylenene göre Angkor Wat bu tapınak örnek alınarak inşa edilmiş. Tapınağın etrafı ormanlarla çevrili. Kamboçya’da bilmediğiniz yollara, ormanlara girmemelisiniz. Kendi kendinize trekking yapmaya kalkmamalısınız. Çünkü ülke hâlâ mayınlarla kaplı ve ne kadar temizlenmeye çalışılsa da tehlike hala oldukça büyük. Sokaklarda gezerken mayınlar sebebiyle kollarını bacaklarını kaybetmiş insanlar görmek maalesef çok olağan. Bu tapınağın etrafında da her yerde “Dikkat Mayın Var” tabelaları asılıydı. Bu sebeple biz de yoldan hiç sapmadık.

BattambangWat Banan

Wat Banan’da Battambang’a köylerden geçerek gittik. Bazı yerlerde çocuklarla oynadık. Bir de eski Pepsi fabrikasını gezdik. Akşamları gece marketine gidip leziz yemekler yedik, shakeler içtik. Ayrıca tuk tuk şoförümüz Rit’le de bir akşam yemeğe gittik.

BattambangBattambangBattambang

Kamboçya’da bir sonraki durağımız Phnom Penh’di. Yolculuk 6 saat surdu. Kamboçya’da çekirge çok sevilen bir atıştırmalık. İnsanlar bütün yol kızarmış çekirge alıp yedi. Phnom Penh’te yollarda yürüyüp kalacak bir yer ararken Amerikalı bir kızla tanıştık. Birkaç senedir Kamboçya’da yaşıyordu. Bize kalacak ucuz bir yer tavsiye etti ve biz de oraya yerleştik.

BattambangBattambangBattambang

Ertesi gün Tuol Sleng Soykırım Müzesine gittik. Burası aslen bir okulmuş ama Pol Pot rejimi sırasında hapishaneye çevrilmiş. Burayı gezmek gerçekten insanı psikolojik olarak çok yoruyor. Her yerde kandamlaları, işkence odaları, işkence aletleri, minicik hücreler, öldürülenlerin fotoğrafları ve öyküleri var. İnsani altüst ediyor. Sırf bu hapishanede 20.000 insan öldürülmüş. İnsanlar burada aralıksız işkencelere maruz bırakılmış. Tutukluların çoğu bir önceki rejimin politikacıları, doktorlar, öğretmenler, mühendisler, din adamları, öğrenciler ve bunların aileleriymiş. Çeşit çeşit işkencenin yanında tutukluların üzerinde korkunç tıbbi deneyler de yapılmış. Burada bulunan 20.000’e yakın tutukludan sadece 12 kişi sağ kalmayı başarmış.

Tuol Sleng - Phnom PenhTuol Sleng - Phnom PenhTuol Sleng - Phnom PenhTuol Sleng - Phnom Penh

Ayrıca bu şehirde Rus marketini (Phsar Tuol Tomboung) gezdik. Kıyafet ve aksesuar satılan kaotik bir market burası. Kamboçya’da son durak Kep şehri oldu. Bu şehre otobüsle gidip buradan motor taksilerle Vietnam’a geçtik.

Phnom Penh

Kamboçya’nın gözbebeği Angkor Wat

Kamboçya’nın gözbebeği Angkor Wat (Tapınak şehri) dünyanın en büyük tapınak kompleksi ve kesinlikle büyüleyici bir yer. Kmer halkı tarafından öncelikle Hindu tapınağı olarak inşa edilmiş ama daha sonra Budizm’in gelmesi ile Budist tapınağına dönüştürülmüş. Bu tapınak kompleksi, kilometrekarelerce bir alanı kapsıyor. Kmer kralı Suryavarman II tarafından yapımına başlanmış. Hindu tanrısı Vishnu’ya adanan bu tapınak Kamboçya’nın sembolü haline gelmiş.

Burayı sindire sindire gezebilmek için en azından üç güne ihtiyaç var. Ve en azından bir günbatımına yetişmek gerek. Yürüyerek gezmek çok yorucu olabilir. En güzel gezme şekli bisiklet kiralamak, isteyen tuk tuk’larla da gezebilir. Biz bir gun tuk tukla gezdik, diğer günler bisiklet kiraladık.

Angkor WatAngkor WatAngkor WatAngkor WatAngkor Wat

Bu muhteşem gündoğumunu izleyebilmek için sabah 4:30 gibi yola çıktık Siem Reap’taki otelimizden. Kiraladığımız bisikletlerle hızla bu yaklaşık 12km’lik yolu aldık. Vardığımızda manzarayı izleyebileceğimiz harika bir yer bulduk ve güneşi burada karşıladık.

Angkor WatAngkor WatAngkor Wat

Angkor’daki favorim, UNESCO tarafından dünya mirasları listesine de alınan Ta Phrom’du. Burada insan kendini bambaşka bir dünyada gibi hissediyor. Ağaçların bu tapınağın üzerinde yeniden egemenlik kurma çalışmaları, devasa kökleri ile tas yapıların üstünü kapatması… Bu görüntüye doymak günlerimi alabilirdi.  Bu tapınak Angkor’da en çok ziyaret edilen tapınak.

Ta PhromTa PhromTa PhromTa PhromTa Phrom

Ta Phrom

Ta Phrom

Angkor Wat’ı gezmişken buraya bir km mesafedeki Angkor Thom (Büyük şehir)’da gezilmeli.  Duvarlarla çevrili bu şehir Kmer İmparatorluğunun son başkenti ve buraya köprüler ve kapılardan geçilerek giriliyor.  Tomb Raider filminden birçok kare bu şehirde çekilmiş.

Angkor ThomAngkor ThomAngkor Thom

Annapurna Trekking rehberi

Sabah erkenden Buda Havayolları ile Katmandu’dan Pokhara ’ya uçtuk (60 USD). Havaalanında daha evvelden anlaştığımız rehberimiz Gokharna bizi karşıladı. Otele beraber gittik (Trekkers Inn) ve önümüzdeki 9 günün planını yaptık. Gokharna gerçekten bilgili, güvenilir bir rehbere benziyordu ve İngilizcesi de hiç fena değildi. Annapurna Trekkingi‘ni isteyen tek başına da yapabilir veya bir gruba da katılabilir. Biz bir rehber ile yola çıkmaya karar vermiştik. Rehberimizin günlük ücreti 22 dolardı. Yola çıkmadan evvel biraz şehri gezdik. Bisiklet kiralayıp Devi Şelalelerini görmeye gittik. Biraz köylerini gezdik ve ertesi gün için çantamızı hazırladık.

PokharaPokharaPokhara

Annapurna base camp trekkinginin ilk gününde Nayapul’dan Banthanti köyüne yürüdük. Bu 7 saatlik bir yürüyüş ve gerçekten dik bir çıkış. İlk etapta 1070 metredeki Nayapul’dan 1340 metredeki Sudame köyüne oradan da 2000 metredeki Ulleri’ye vardık. Buradan da 2100 metredeki Banthanti köyüne yürüdük. Geceyi burada geçirdik. Annapurna trekkingi boyunca köyden köye geçiş yapıyorsunuz. Köy dediğim 5-6 ev de olabilir. Buraların yerlileri küçük konaklama imkânları sunuyor ve yemek veriyor. Fiyatlar tabii çok uygun ve yemekler çok leziz. Elbette odalar son derece basit. Sadece bir yatak ve yorgan. Duşlar tuvaletler basit ve ortak. Ama her şey temiz.

NayapulNayapul

AnnapurnaAnnapurnaAnnapurna trekking

Odamızdan manzara şahane.

İkinci günümüzde Banthanti’den Ghorepani’ye yürüdük. 4 saatlik bir yürüyüştü. İlk güne nazaran oldukça kolaydı ve sonunda 8K dağlara ilk bakışımızı attık. Muhteşem.

Annapurna trekkingAnnapurnaAnnapurnaAnnapurna

Üçüncü gün Gurjung köyüne yürüdük Gurjung’a yürümeden evvel sabah 4’de kalktık ve karanlıkta kafa lambalarımızı takıp 3120 metredeki Poon Hill’e tırmanmaya başladık. Amacımız gündoğumundun evvel tepeye varıp güneşin 8K’lık dağları turuncuya boyamasını izlemekti. Dondurucu soğuğa rağmen hayatimin en güzel anlarından biriydi. Manzara eşsizdi.

AnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaDaha sonra yine aşağı indik ve 9 saatlik bir trekking sonunda Gurjung köyüne vardık. Oldukça yorucu bir gün olmuştu. Akşam yemeğinden sonra 6 gibi uyuduk sanırım. Zaten elektrik yok ışık yok, yapacak pek bir şey yok bir de yorgunluk insan tavuk gibi uyuyor. Bir de günün sürprizi odaya vardığımızda çorabımı çıkardığımda birden ayak bileğimden yere kana doymuş bir sülük düştü. Evet, bu trekking sırasında bol bol karşılaşabileceğiniz bir şey sülükler. Benim için bir ilkti ve ilk görüşte bayağı bir huzursuz oldum ama sonunda kendimi bunu tedavi olarak kullananlar var diye avutarak bu fikre alışmaya başladım. Daha sülüklerle çok karşılaşacaktık. Duşlarda da her zaman dikkat etmek gerek. Duşa girdiğiniz an kuytuda bekleyen sülükler ısınızı hissedip size doğru yürümeye başlıyorlar. Sizi köşeye sıkıştırıyorlar. Yollarda da oturup dinlenmek istediğiniz yerlere dikkat etmeniz gerekiyor. Sonuçta her yerinizden çıkabilirler. Benim botumun içine girmeyi bırak çorabımın içine bile girmiş. Hala nasıl becerdi anlayamadım.

AnnapurnaAnnapurna

Odalar hep bu şekil. Son derece sade ama yeterli.

Dördüncü günümüzde Bamboo köyüne gittik. 8 saatlik bir trekkingdi. Bu yolda Chomrong köyünden geçiyorsunuz. Bu köye gitmek için önce binlerce basamak iniyorsunuz sonra onları tekere teker tekrar çıkıyorsunuz. Tam bir diz işkencesi.

Beşinci günümüz Deurali köyüne doğruydu. 4 saatlik bir trekking ama sadece tırmanış olduğu için oldukça yorucu. Burada kaldığımız yer pek güzel değildi ama sonuçta bir gece ve öyle yorgunduk ki her yerde uyurduk.

AnnapurnaAnnapurna

Altıncı gün Annapurna base camp’e vardık. Artık yükseklik hastalığı etkisini gösterebiliyor. O yüzden yavaş hareket etmek, yavaş yürümek gerek. Sonuçta oksijen az, tutumlu olmalıyız. Bol bol su içmek yardımcı oluyor. Ve sonunda 4130 metredeki kampa vardık. Bu inanılmaz bir mutluluktu. Insan kendini gökyüzüne o kadar yakın hissediyor ki. Kamp yerinde Koreli turistler vardı. Bu turistlerden biri doktordu. Benim de biraz dizim ağrıyordu. O da bana akupunktur tedavisi yaptı gönüllü olarak. Biraz iyi geldi açıkçası.  Burada ayrıca çok kafa bir Kanadalı ile tanıştık. Yaklaşık 2 metre olan bu genç o kadar hızlı yürüyordu ki herkesin 3 günde yaptığı yolu 1 günde yaparak Nepal’de ün saldı neredeyse. Köylüler bile ondan bahsediyordu. Gece ayı seyrettik. Harikaydı. Şanslıydık ki yükseklik hastalığına falan yakalanmadık.
AnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurna

Yedinci gün sabah 4’de kalktık ve bu sefer daha yakından güneşin dağları boyayışını izledik. Daha sonra dönüş yolculuğu başladı. 7 saatlik bir trek sonunda Bamboo köyüne döndük.

AnnapurnaAnnapurnaAnnapurnaAnnapurna

Sekizinci gün Jhinu köyüne gittik. Burada ayrıca termal banyolar var biz de biraz dinlenmek için bu banyolara yürüdük. Bu küçücük banyo kaldığımız yerden yarım saatlik bir iniş mesafesindeydi ve köylüler terliklerinizle gidebilirsiniz dediler. Büyük hata. Hepimizin ayakları sülük doldu inene kadar. Sonra Nepallilerin yardımı ile temizledik bu sülükleri. Dönüş yolunda korkudan o dik çıkışı koşar adım bitirdim ve sülükler beni yakalayamadan tepeye vardım. Ama benim haricimde herkes yine sülüklenmisti.

Bir de değinmeden edemeyeceğim Nepal’de dağlarda bir köpek türü gördüm. O kadar güzel o kadar tatlı ki. Onları da bol bol sevdim.

Annapurna

Nepal’in çok güzel çok tatlı köpişleri.

Annapurna

Köylerden birinden geçerken bir sürü keçi yavrusu ile karşılaştık. Hangisine sarılacağımı şaşırdım. Çok tatlılardı çok, daha yeni doğmuşlardı.

Son gün Nayapul’a geri döndük. Toplam beş saat sürdü. Buradan otobüse binip Pokhara ‘ya vardık. Otelimize gidip ilk iş duş aldıktan sonra akşam Kanadalı Mike ile buluşup biralarımızı içerek başarımızı kutladık.

Bu dokuz gün benim için harika geçti. Sanki ruhumu arındırdım. Saatler süren yürüyüşler bir meditasyon gibiydi (Trekking yaparken konuşmayı pek sevmem). Sanki daha sabırlı daha sakin olmayı öğrendim. Karmamı düzelttim ya da ben öyle düşünmek istedim. Yaptığım en güzel şeyler listesinde ön sıralarda.

Pokhara ’da bir gün daha dinlenerek geçirdik. Akşam yine Mike ile buluştuk. Ertesi gün sabah 4’de önceden anlaştığımız bir taksi ile Katmandu’ya döndük. Aslında Katmandu Pokhara arası 200km. Ama yollar o kadar kötü ki yaklaşık 7-8 saat sürüyor. Katmandu’dan uçağa binip Delhi’ye döndük. Buradan Hindistan’ın Kerala bölgesine geçtik.

Katmandu, Bhaktapur ve Patan

Cenevre’den Eylül 2013’te yola çıkıp trekking cenneti, Everest dağinin gölgesindeki Nepal’e ulaşmak için Delhi üzerinden Katmandu’ya uçtuk. Nepal’de Annapurna base camp trekkingi yapmak, Katmandu, Bhaktapur ve Patan‘ı gezmek istiyorduk. Kalacağımız otelden (Heritage Guest House) anlaştığımız gibi bizi havaalanından almaya gelmişlerdi. Deli gibi bir trafik vardı. Her zamanki trafik sorunun üstüne bir de festival günü gelmiş olmamızın verdiği ekstra trafik sonucu otele varmamız bayağı bir sürdü. Ama bu hiç sorun değildi. Bol bol insanları seyrettik. Festival sebebiyle kadınlar en güzel elbiselerini giymişti (çoğunlukla kırmızı). Sokaklarda şarki söyleyip dans eden insanlar vardı.

Katmandu

Katmandu

Otelimizin menajeri Siddharta bizi çok güzel karşıladı, odamıza yerleştikten sonra bize yapabileceğimiz trekkingler hakkında detaylı bilgi verdi. Biz başlangıçta Everest mi Annapurna mı karar verememiştik ama bir şekilde Annnapurna base camp trekkingi yapmaya karar verdik. Bu dokuz gün süren bir trekking. Bu trekking için Pokhara şehrine gitmemiz gerekiyor ama oraya gitmeden evvel 4-5 gün Katmandu ve civarını gezmek istiyorduk.

İlk işimiz öğle yemeği yiyip Durbar Meydanına gitmek oldu. Buraya giriş 750NPR. Meydan kutlamalar sebebiyle tıklım tıklım doluydu. Grup grup insanlar dans edip eğleniyordu. Bu meydanda biraz dolaştıktan sonra Katmandu Stupa’sını görmeye gittik. Gerçekten çok güzeldi.
KatmanduKatmanduKatmanduKatmanduKatmandu

Katmandu

Ertesi gün Pashupatinath tapınağını görmeye gittik. Buraya gitmek için Rathnapark’tan 25NPR’e bir otobüse bindik. Burası gathlardan ve tapınaklardan oluşan büyük bir Hindu tapınak kompleksi. Tanrı Shiva’ya adanmış. Unesco bu tapınakları 1979’da dünya mirasları listesine almış. Bu tapınakta birçok sadhu yaşıyor. Sadhular kendilerini meditasyona vermiş, dünya nimetlerinden özellikle cinsel ilişkiden vazgeçmiş, yoga yapan dini kişiler. Genelde mağaralarda, ormanlarda veya Hindu tapınaklarında yaşıyorlar. Bütün Sadhular’ın amacı kurtuluşa- özgürlüğe ulaşmak. Bu yolda acı veren şeyler de yapıyorlar mesela son derece rahatsız bir pozisyonda saatlerce hatta günlerce oturmak, cinsel organlarına ağırlık asmak vb. Sadhu olmak isteyen biri önce bir guru buluyor eğer bu guru onun sadhu olabileceğine karar verirse onu eğitimine alıyor. Ayrıca sadhular resmi olarak ölü sayılıyorlar, hatta kendi cenazelerine bile katılmaları gerekebiliyor.

Çoğu sadhu turuncu renkli elbiseler giyerken, çıplak sadhular da var. Çoğunun saçları rasta seklinde ve upuzun. Hepsi marihuana içiyor, bu ritüellerinin bir parçası. Halk tarafından çoğu zaman baba diye çağrılan sadhular sadaka almıyor ama yemek verirseniz alıyorlar. Lakin sadhu kılığına girip turistlerden para koparmaya çalışan şarlatanlar bulmak mümkün.

Uzun lafın kısası Nepal’de birçok sadhu var ve bunları Pashupatinath tapınağında görmek mümkün. Tabii içlerinde bazıları şarlatan olabilir. Ama yine de görüntüleri çok ilginç. Bu tapınak kompleksinde ayrıca ölülerin yakıldığı gathlarda var. Kısaca çok ilginç ve kesinlikle ama kesinlikle görülmesi gereken bir yer.

PashupatinathPashupatinathPashupatinath

Pashupatinath

Pashupatinath

Ölülerin yakıldığı gathlar. Bir ölü yakılıyor.
PashupatinathPashupatinath

Pashupatinath’dan sonra Boudhanath Stupa’sını görmeye gittik. Bembeyaz Stupa’nın tepesinde Buda’nın gözleri bizi izliyordu. Bu Stupa “Midnight train to Kathmandu” filminde görülen stupa. Burada bol bol Budist tekerlerini döndürüp mantralarımızı gökyüzüne yolladıktan sonra otele döndük.

BoudhanathBoudhanathBoudhanathBoudhanathBoudhanathBoudhanath

Katmandu’da kaldığımız otelin yakınlarında Siddharta’nın tavsiyesi üzerine gittiğimiz minik, gizli, çok lezzetli ve çok ucuz Yangling adli Tibet lokantasında yemek yedik. Eğer bulmayı başarırsanız ve hala oradaysa kesinlikle tavsiye ederim. Çok güzel momo yapıyorlar.

Bir gün şehirde yürürken benim başıma büyük bir aksilik geldi. Kaldırımın kenarında son derece sığ görülen bir su birikintisine bastığımda bunun buz dağinin görülen kısmi olduğunu anladım. Ayağım bileğime kadar su-çamur ve kanalizasyon karışımı şeyin içine dalmıştı. Resmen boka basmamış boka batmıştım. Bakkallardan aldığımız sularla biraz temizlemeye çalıştık ama mümkün değildi. Mecburen otele döndük. Ben ne kadar yıkamaya çalıştıysam da koku geçmiyordu. Sonunda çözümü pantolonumu diz hizamdan kesmekte buldum. Ayakkabılarımı da atma noktasına gelmiştim ki Siddharta sağ olsun atma ben yıkatırım dedi ve gerçekten geri geldiğinde kokudan eser kalmamıştı. Kıssadan hisse asla kenarda köşede gördüğünüz su birikintilerine yaklaşmayın. Derinliğini asla tahmin edemezsiniz.

Katmandu’ya gelince görmeniz gereken yerlerden biri Bhaktapur şehri. Bu şehre otobüsle 25NPR’ye gidebilirsiniz. Yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Burası Katmandu’nun kaosundan çok uzak, sakin, güzel bir şehir. Yine bir Durbar Meydanı var. Açıkçası yine Nepal’e gelirsem Katmandu yerine bu şehirde kalmayı tercih ederim. Katmandu benim hayatımda gördüğüm en pis havaya sahip şehir. Hatta ilk defa bu şehirde maske ile gezmeye başladık. Yine de ciğerlerimize toz doluyordu. 15 dakika yürüdükten sonra sanki 2 paket sigara içmişim gibi ciğerlerim ağrıyordu. Bir süre sonra biz de yerel halk gibi tükürmeye başladık. Başka türlü ağzınızda biriken tozdan kurtulmanın yolu yok.

BhaktapurBhaktapurBhaktapurBhaktapurBhaktapurBhaktapurBhaktapurBhaktapurBhaktapurBhaktapurBhaktapur

Bir de tabii Patan şehri var. Yine Katmandu’ya çok yakın (yarım saat kadar) bir mesafede bulunan bu şehre taksi ile gittik. Fiyat son derece ucuzdu. Yine Durbar Meydanini gezdik. Nepalli bir ekip film çekiyordu. Biz de bir süre onları seyrettik. Sonra Katmandu’ya geri döndük.

PatanPatanPatanPatanPatan

Katmandu’dan sonraki durağımız Pokhara idi. Buradan Annapurna trekkingimiz başlayacaktı.