Valparaiso ve Viña del Mar

Valparaiso Santiago’nun yaklaşık 1,5 saat kuzeyinde bulunan bir liman şehri. Buraya gitmek için bir otobüse bindik. Kısa ve rahat bir yolculuk sonunda şehre vardık. Yol boyunca Şili’nin meşhur üzüm bağlarının arasından geçtik. Viña del Mar ise Valparaiso’dan kısa bir otobüs yolculuğu mesafesinde.

Terminalden bir taksiye bindik ve kalacağımız evin yolunu tuttuk. Taksi bizi bir merdivenin önünde bıraktı. Açıkçası ilk izlenimim sok olmak oldu. Santiago gibi modern ve temiz bir şehirden sonra yine modern ve temiz bir sahil şehri bekliyordum. Lakin birden kendimi sanki bir gecekondu mahallesinin ortasında buldum. Çıkmamız gereken merdivenler kırık cam şişeleri ile doluydu. Ve evde kimse yoktu. Kapıyı çaldık çaldık açan olmadı. Ev sahibine varacağımızı söylediğimiz saatten yaklaşık bir saat önce varmıştık.  Anlaşılan ev sahibinin anlaştığımız saatte gelip kapıyı açmasını beklememiz gerekiyordu.  Yaklaşık yirmi dakika sonra biri geldi ve bahçenin kapısını açtı. Ayni avluda bulunan diğer bir evde yasayan bu genç bize istersek bahçede bekleyebileceğimizi söyledi. Biz de böylece bahçede beklemeye başladık. Daha sonra evin temizliğinden sorumlu kadın geldi ve bize odamızı gösterdi. Odamız oldukça minik bir odaydı. Pek temiz olmasa da bulabildiğimiz en ucuz oda bu olduğu için birkaç gün dayanmaya karar verdik.

Burası aslında bu şehre okumaya gelen öğrencilerin uzun süreli kiraladığı odaların bulunduğu iki katli bir evdi. Her ne kadar oda minicik olsa da, banyoya sığmakta zorlansak da ve biraz pis olsa da buranın oldukça büyük bir artısı vardı. Burada istediğimiz gibi kullanabileceğimiz bir çamaşır makinesi vardı. Yaklaşık dört aydan sonra istediğimiz gibi çamaşır yıkayabilecektik üstelik bedava. Tek yapmamız gereken deterjan almaktı. Başlasın çamaşır günleri. Bahçede de çamaşır askıları ve ipleri olduğu için kurutmakta sorun değildi. Tam bir lüks :))) Odaya yerleştikten sonra biraz şehri gezmek için dışarı çıktık. Ve ilk izlenimimiz pek de değişmedi.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Şehir sanki geceden kalma gibiydi. Sanki bir gün evvel dev bir parti vermişler, herkes sarhoş olmuş, yollara kusup sızmış, oraya buraya işemiş gibiydi. Her taraf çöp doluydu ve kokuyordu. Ve her yerde sarhoşlar vardı. Günlerden pazardı ve dükkânlar kapalıydı. Bunun sadece pazar günlerine özel bir durum olduğunu ummaya ve bu günü güzel bir şarapla sonlandırmaya karar verdik. Açık bulduğumuz bir restoranda şaraplarımızı içtik ve akşam yemeğini yedik. Pablo Neruda ile sohbet etmeyi de ihmal etmedik. 🙂

Valparaiso

Ertesi gün sabah 10’da başlayan bedava şehir yürüyüşüne katılmaya karar verdik. Bu şekilde herkesin çok beğendiği bu şehrin nesi özel daha iyi anlarız diye düşünmüştük, Çok da iyi yapmışız. Valparasio Panama kanalı açılana kadar Güney Amerika’nın en önemli liman şehriymiş. Eskiden bütün gemiler burada dururmuş bu yüzden bu şehir oldukça zenginmiş. Birçok zengin kişi burada malikâneler yaptırmış. Lüks oteller açmış. Lakin Panama kanalı açılınca şehir önemini kaybetmiş ve fakirleşmiş. Ayrıca Şili tam bir deprem ve tusunami bölgesi. Bu şehirde depremlerden payını almış. Bir kısmı deniz seviyesinde düz alanda bulunan bu şehir tepelerle çevrili. İstanbul yedi tepeli şehir ise burası 17 tepeli şehir olsa gerek. İnsanlar tsunamiden korunmak için genelde bu tepelerde yerleşim kurmuş.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Ama her gün tepelere çıkıp inmek kolay olmadığı için çoğu İngilizler tarafından inşa edilmiş asansörler var.

ValparaisoValparaiso

Bunlar asansör olarak adlandırılsa da aslında daha çok tele kabin gibiler. Bu asansörler sayesinde tepelere inip çıkmak kolaylaşmış. Şehrin en önemli yerlerini ve manzarasını görmek için bunlara binmek değişik bir tecrübe olabiliyor.

ValparaisoValparaisoValparaiso

Ayrıca burada eskiden evler kerpiçten yapılıyormuş. Ama kerpiç denizin getirdiği nemle birleşince çok da iyi bir yapı biçimi ortaya çıkarmıyor. İnsanlar da buna çözüm olarak limanlara gemilerin getirdiği prefabrik ve metal konteynerlerle evlerinin dış cephesini kaplamaya başlamış. Daha sonra bu metallerin çirkin görüntüsünü örtmek için yine limanlarda gemilerin kullanımında kullanılan ve artan boyaları bedavaya alıp evlerinin dış cephelerini boyamışlar. Lakin bu bedavaya alınan artık boyalar bütün duvarları ayni renge boyamaya yetmediği için duvarlar mecburen başka başka renklere boyanmış böylece rengârenk bir görüntü ortaya çıkmış.

Valparaiso

Daha sonra yeni bir “sorun” belirmiş. Şehrin gençleri bu büyük bos duvarlara sprey boyalarla saldırmış ve yazılar yazmaya başlamış. İnsanlar baslarda bunları boyayla kapatmaya çalışmış ama onlar temizledikçe yeni yazılar geliyormuş. Buna çözüm olarak da grafiti sanatçılarıyla anlaşmaya gitmişler. Grafiti yapmak normalde yasak ama duvarın sahibi size izin verirse sorun yok. Böylece grafiti sanatçıları bu duvarları resimlerle kaplamış. Resimlerin üzerine yazmak racona ters olduğu için yazılardan bu şekilde kurtulmuşlar.
Ama şehir rengârenk duvarlar ve resimlerle dolmuş bu da  bu şehri meşhur kılmış.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Buradan çok ünlü grafiti sanatçıları çıkmış. Valparaiso’nun tepeleri şehrin düzlük alanından çok daha güzel. Çeşit çeşit rengârenk evler, grafitiler ve bohem bir hava var burada. Hayat yavaş ve rahat akıyor. Ayıca şehir Unesco tarafından korumaya alınmış yani bu bohem şehri yıkmak mümkün değil.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Burada bulunduğumuz bir gün sadece 15 km uzaklıktaki Viňa del Mar’a gittik. Burası Valparaiso’nun bohem havasından oldukça uzak deniz kıyısında, modern temiz bir sahil kenti. Plajda biraz oturup okyanusu seyrettikten ve sahilde biraz yürüdükten sonra Valparaiso’ya geri döndük.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Ayrıca Valparaiso’da süper leziz empanadalar yedik.

ValparaisoValparaisoValparaisoValparaiso

Bunun adi completo, sosisli sandviçin abartılmış hali. Sadece Jotabe yedi tabii ki.

Kaldığımız evin bahçesinde şarap eşliğinde leziz akşam yemeği hazırladık, bol bol çamaşır yıkadık ve ben dört aydan sonra ilk defa elime ütü aldım ve gömleğimi ütüledim.  Son gün otobüsümüz akşam 9’daydi ve normalde odadan 11’de çıkmak gerekiyordu fakat evin sahibi akşam sekize kadar kalabileceğimizi sorun olmadığını söyledi. Biz de akşama kadar odanın keyfini çıkardık sonra Pucon’a giden gece otobüsümüze binmek üzere terminale gittik.

Valparaiso

Şili’de insanlar o kadar sıcak ki. Ev sahibi, otel müdürleri herkes merhaba deyip öpüyor. Basta insana garip gelse de sonradan herkesle öpüşmeye alışıyor insan 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir