La Paz seyahat notları

La Paz’a akşam üzeri vardık. Otelimiz çok güzeldi. Amerikalı bir gencin işlettiği bu otelde mobilyalar da Amerikan tarzıydı. Yatağımız da kocamandı. Biraz dinlendikten sonra akşam yemeğini otelin biraz pahalı olan restoranında yemeye karar verdik. Yemek fena değildi ve üstüne de iki bardak şarap iyi gitmişti. Aylardan beri pek içmediğimiz için antrenmansızdık ve sarhoşluk esiğimiz biraz düşmüştü. Gecenin ilerleyen saatlerinde bu şarabi içtiğim için çok pişman oldum. La Paz 3650 metre yükseklikte bulunuyor ve yükseklik ve alkol birbiriyle pek de iyi anlaşmıyor. Baş ağrısı kaçınılmaz olmuştu.

Ertesi gün bedava şehir yürüyüşüne katılmaya karar verdik. Bu yürüyüşler Güney Amerika’da birçok şehirde uygulanıyor. Bir meydanda toplanan turistler rehberlerle beraber şehri gezip, şehrin kültürü ve tarihi hakkında bilgi edinebiliyor. Bu turlar bedava ama sonunda rehberler bir bahşiş bekliyor tabii. Yani bahşiş usulü çalışıyorlar. Biz de bu tura katildik. Buluşma noktamız şehrin ortasında bulunan San Pedro hapishanesinin önüydü.

La Paz

Bu hapishane oldukça meşhur. Hafif suçlardan yatanların bulunduğu bu hapishane kapasitesinin çok üstünde suçlu ağırlıyor. Yaklaşık 2000 suçlunun bulunduğu bu hapishanede sadece ve sadece 12 gardiyan bulunuyor. Suçluların aileleri de burada onlarla kalabiliyor. Gündüz işe giden eşler veya okula giden çocuklar akşam yine buraya eşlerinin yanına dönüyor. Ayrıca oldukça aktif bir uyuşturucu üretimi ve satışı bulunuyor. Uyuşturucu kartellerini de ağırlayan bu hapishane de kokain üretilip satılıyor. Gardiyanlar bütün bu olanları görmezden geliyor. Hatta bir aralar burada turistlere turlar bile düzenlenmiş. Belli bir ücret karşılığı içeri alınan turistlere kokain sunulmuş hep beraber partiler verilmiş hatta turistler geceyi içeride geçirmiş. Ama bu çılgın turların sonu hep de iyi olmamış. Turistlerden bazıları tecavüze uğramış, ya da soyulmuş. Yani suçlularla parti yapmanın sonu ağır bitebilir. Bu turlar hala az da olsa yapılıyor ama güvenlik garantisi yok. İçeri girip dışarı çıkamamak da var. Bu hapishanenin öyküsünü dinledikten sonra tura devam ettik. Şehrin devasa marketine gittik.

La PazLa PazLa PazLa Paz

Kurutulmuş patatesler. Bu patatesleri uygun koşullarda 30 yıl boyunca saklamak mümkünmüş.

La PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa Paz

Ayrıca Bolivya kadınları hakkında biraz daha bilgi edindik. Bolivya’da Türkiye’de de olduğu gibi kadının kalçalısı makbul, bir de sağlam bacak kası gerekiyor. Kadınlar hatta iyice kalçalı görünmek için kat kat etekler giyip bel ve kalça bölgelerine kumaşlar sarıyorlarmış. Ayrıca kalın bacaklı kadın makbul. Böyle güçlü kadınlar hem daha doğurgan hem de çalışmaya daha müsait görülüyor. Turun ortasına doğru tam da cadı marketini gezerken, evet cadı marketi, önümüzü tur rehberleri kesti. Normal tarife ile çalışan bu tur rehberleri bedava şehir turunun onları ekmeklerinden etiklerini iddia ederek bizim rehberlerimizin ilerlemesini engelledi. Uzun bir süre süren tartışma ve kavga sonucu turumuza maalesef devam edemedik. Biz de rehberlerimizden ayrılarak şehrin geri kalanını kendimiz gezdik. Ertesi gün dünyanın en tehlikeli yolu olarak adlandırılan ölüm yolunda (Death Road) dağ bisikleti turu ayarladık. Yaklaşık 10 senedir araç trafiğine kapalı olan bu dağ yolu, eskiden La Paz ile Amazonları birleştiren ana yol olarak kullanılıyormuş ve her sene yaklaşık 300-400 kişi bu yolda gerçeklesen kazalarda ölüyormuş. Bu yüzden de dünyanın en tehlikeli yolu unvanını almış. Asfaltsız, daracık bu yolda iki tır veya kamyon yan yana geçmeye çalısınca doğal olarak oldukça zorlanıyormuş. Bir de yağmur sezonunu ve kayan toprakları düşünün. Hatta kazaları biraz engellemek için normalde Türkiye’de olduğu gibi yolun sağında giden araçlar sadece bu yolda istisnai olarak yolun solundan gidiyorlarmış bu sayede uçurumun kenarına ne kadar yanaştığını şoför mahallinden görmek daha kolay oluyormuş. Neyse ki sonunda devlet yeni bir yol inşa etmiş ve bu yol artık sadece turistlerin dağ bisikletleri ile yokuş aşağı indiği ve manzaranın tadını çıkarıp biraz macera yaşadığı bir atraksiyon haline gelmiş. İşte biz de bu turlardan birine katildik.

Sabah erkenden yola çıktık, sonra üstümüze güvenlik kıyafetlerimizi giyip, kasklarımızı taktik ve bisikletlerimize atladık. Her beş kişi için bir rehber bulunuyor. Ayrıca yorulan, düşen veya devam etmek istemeyen olursa binebilsin diye araçlar en arkadan sizi takip ediyor. Her ne kadar hızlı gitmek istemediysek de kendimize engel olamadık ve hızlı bir şekilde rüzgârı yüzümüzde hissederek başladık yokuş aşağı inmeye. Yollar toprak, her taraf uçurum. Arada şelaleler kafamıza iniyor ve çamurlar üstümüze sıçrıyordu. Önümüzde birçok kaza oldu. Bir genç kaydı düştü, sonra bir kızı yüz üstü yere yapışmış bulduk, oldukça kötü haldeydi. Daha sonra bir gencin omzu çıktı. En sonunda tam kazasız belasız atlattık derken tekerime takılan bir taş benim de hafif de olsa düşmeme sebep oldu. Ceketlerimizi çıkarmış olduğumuz için biraz omzum yaralandı ama geri kalanı ile karşılaştırınca o kadar da fena bir durumda değildim. Üstelik sadece iki hafta evvel bir rehberin öldüğünü düşünürsek ucuz atlatmıştık. 🙂

La PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa Paz

Küçük şelaleler.

La PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa PazLa Paz

Yarın dünyanın en büyük tuz gölü olan Salar de Uyuni’yi görmek için gece otobüsü ile  Uyuni’ye gideceğiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir